Netflix’in “Skandal Odası: No. 2806” belgeseli üzerine bir beyin egzersizi

Bu videoda sizinle bir beyin egzersizi yapacağız. Hiç kağıda kaleme ihtiyacınız yok.

Aradığım tek şart Skandal Odası: No. 2806 (Room 2806: The Accusation) mini belgesel serisini ve benim belgeselin altın çağı ile ilgili yaptığım videoyu izlemiş olmanız.

Tabii ki ikisini de izlememiş olabilirsiniz, hiç izlemek de zorunda değilsiniz, yine de videoya devam etmek isterseniz başım gözüm üstüne yeriniz var. Merak etmeyin, spoiler yok.

Belgeselin altın çağını yaşadığını belirttiğim videoda vurguladığım en önemli şeylerden biri şuydu: Belgeseller, son yıllarda senaryolarını ve görsel anlatım dillerini artık sinemaya dayandırdıkları için çok daha izlenen bir türe dönüştü.

Şimdi bunu normalde olsa sıkıcı olarak nitelendirebileceğimiz Skandal Odası: No. 2806 belgeseli üzerinden çözümlemeye çalışalım.

Eğer bu belgeseli izlediyseniz konunun işlenişi, senaryonun akışı ve görsel dilinde sinemaya yatkınlığına işaret eden unsurları bir kenara not edin.

Bakalım yaptığımız saptamaların ne kadarı tutacak.

Tutup tutmadığını ya da sizin benimkinden farklı olan saptamalarınızın neler olduğunu yorum olarak yazmayı unutmayın.

Şimdi öncelikli olarak bu dizi Fransız politikacı Dominique Strauss-Kahn’a 2011 yılında yöneltilen taciz suçlamasını anlatıyor.

Dönemin IMF Başkanı olan ve gelecekte de Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı seçileceği düşünülen Dominique Strauss-Kahn’a bir otel odasında bir temizlikçi kadını taciz ettiği suçlaması yöneltiliyor.

Biz zaten bütün bu suçlamaları, bu haber akışını vakti zamanında televizyondan izledik, gazetelerden okuduk.

Bir belgesel, medyadan bildiğimiz bir konuyu bize nasıl daha iyi anlatabilir ki?

İşte bence burada, sinemadan ödünç aldığı yöntemler, belgeseli neredeyse binge-watching yani tek oturuşta izleyebileceğimiz bir tada getiriyor.

Tamamdır, şimdi hazırsanız listelerimizi karşılaştıralım.

  1. Bence olaylarla ilgili tanıklıkları dinlerken olayın geçtiği mekanı, şehri ve atmosferi sinematik kamera açılarıyla çekmeleri belgeseli daha ilgi çekici kılıyor. Yani bu bir belgesel değil de film olsaydı, büyük ihtimalle benzer mekanları, benzer yerleri, benzer kamera açılarıyla izleyecektik. Bu çekimler görsel dilini zenginleştiriyor.
  2. Bir tanığı dinlerken bir anda, en heyecanlı yerinde, tak kamera gidiyor ve başka bir olayı anlatmaya başlıyor. Yani biz merak ettiğimizle, yahu ne diyecekti şimdi diye içimiz içimizi yemekle kalıyoruz, heyecanla o tanıklığa geri dönülmesini bekliyoruz.
  3. Olayları kesinlikle lineer, düz bir çizgi olarak, yaşandığı sırayla anlatmıyor. Flashbackler yapıyor, zamanda gidip geliyor, olayları alt üst ederek daha çok tematik olarak anlatıyor. Böylece belgeseldeki karakterleri biz de tıpkı bir dizi ya da filmdeki gibi farklı zamanlarda, farklı yaşanmışlıklarıyla izleyerek çözümlüyoruz.
  4. Son olarak da tabii ki plot twist dediğimiz yani ters köşe yapan tanıklıkları, olayları karşımıza çıkarıyor. Böylece tam çözdük diye düşünürken olayın daha da düğümlendiğini görüyoruz.

Evet, benim bu belgeselden çıkardığım maddeler bu şekilde. Sizinle uyuştuk mu, tuttu mu hiç?

Listelerimizin karşılaşmasını sonucunu yorum olarak yazarsanız sevinirim.

İlk siz yorum yapın