“ŞİLİ’DE YAPRAK KIMILDASA…”

chileans-protest-pinochet-documentary-screening

Bu haftanın başında Şili, başkent Santiago’da Pinochet yanlısı bir belgeselin gösterimi sonrasında polis ve protestocular arasında çıkan arbede yüzünden dünya gündemindeki yerini aldı. Diktatörlüğün övülmesine karşı çıkan yüzlerce Şililiye gaz ve tazyikli su ile müdahale edilmesinin arka planında ise diktatör Pinochet’nin 1973’de darbeyle iktidarı ele geçirmesinin üzerinden yaklaşık 40 yıl geçmesine rağmen Şilililerin hala Pinochet döneminde gerçekleşenlerle yüzleşmeye çalışması yatıyor.

ABD’ye yönelik düzenlenen 11 Eylül 2001 saldırısının ardından, 11 farklı ülkeden 11 ayrı yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşan September 11 için Britanya adına bir film çeken Şilili yönetmen Vladimir Vega, Pinochet’nin Marksist lider Salvador Allende’yi devirmek için gerçekleştirdiği darbenin tarihine dikkati çeker: 11 Eylül 1973. Amerikalılara hitap ettiği kısa filminde yönetmen, Amerika’nın desteklediği bu darbenin ardından ülkesinin yaşadığı sıkıntılara dikkati çeker. Dile kolay, başkanlık sarayının bombalandığı, radyodan yaptığı son konuşmasında teslim olmayacağını söyleyen ve sarayı terk etmeyen Allende’nin hayatını kaybettiği kuşatma neticesinde iktidarı ele geçiren Pinochet, yaklaşık 3000 insanın ölümünden ve kaybolmasından, 40.000 kadar kişinin ise insan hakları ihlaline uğramasından sorumlu tutuluyor. 1981 yılında “Şili’de yaprak kımıldasa benim haberim olur” diyen Pinochet’nin 91 yaşında 2006 yılında ölmesi, ülkenin yaralarını sarmasına yetmedi, yetmiyor. Şili bugüne kadar Pinochet’yle ve onun iktidarında gerçekleşenlerle yüzleşmek için birçok farklı aşamadan geçmek zorunda kaldı.

1988 yılında, sekiz yıl daha iktidarda kalmasını sağlayacak referandumu şaşırtıcı bir şekilde kaybeden Pinochet, 1990 yılında yönetimi devretti. Darbe sırasında getirilen yasalar ve değişen anayasa neticesinde hayat boyu senatör olması kararlaştırılan ve Şili’de yargılanamayan Pinochet’nin sağlık problemleri için Londra’ya gitmesi ise bir dönüm noktası oldu. 1973 – 1990 yılları arasında Şili’de işlenen cinayetleri, tutuklamaları, kayıpları, insan hakları ihlallerini ve İspanyol vatandaşların bunlardan nasıl etkilendiğini sorgulayan İspanyol savcılar Baltasar Garzon  ve Manuel Garcia Castellon’ın açtığı dava neticesinde Pinochet’nin 17 Ekim 1998’de Londra’da İnterpol aracılığıyla tutuklanması sağlandı.

Pinochet’nin Londra’da tutuklanması Şililileri ikiye böldü. Uluslararası kamuoyu, Pinochet’den hesap sorulması için İspanyol savcıları destekler ve Britanya’ya baskı uygularken, o sırada halen Pinochet yanlısı olan Şili yönetimi ise Britanya’yı diplomatik ilişkileri kesmekle tehdit etti. Yakınlarını Pinochet yönetimi sırasında kaybeden Şilililer ise Pinochet’nin yargılanmasının, Şili’nin o yıllarda olanlarla yüzleşmesi için çok önemli olduğunu belirtiyordu. Pinochet’nin yargılanması önündeki en büyük engel ise sağlık durumunun mahkeme karşısına çıkmaya uygun olmadığına yönelik iddialardı. Pinochet’nin İspanya’ya gönderilmesi ve orada yargılanması, Şili’ye iade edilmesi ve orada yargılanması ya da serbest bırakılması gerektiği konusunda dünyanın her bir yanından farklı sesler yükseliyordu.

Pinochet’nin ev hapsinde tutulmasına karar veren Britanya adaletinin nihai kararı ise yaklaşık 16 ay sonra geldi. Pinochet’nin sağlık durumunun yargılanmak için uygun olmadığına karar veren mahkeme, Pinochet’yi serbest bıraktı. 3 Mart 2000’de Şili’ye geri dönen Pinochet’ye kendi ülkesinde yargı yolu ise 11 Mart 2000’de, 1973 darbesinden beri seçilen ilk sosyalist olan ve Pinochet karşıtı Ricardo Lagos’un başkan seçilmesiyle açıldı. Lagos, 1988’de Pinochet aleyhine sonuçlanan referandumda aktif bir şekilde çalışmasıyla tanınıyordu. 2004 yılında Pinochet’ye açılan davada, Pinochet’nin sağlık açısından yargılanmasında bir engel olmadığına hükmedilmesiyle suçlu bulunması bir oldu. Ev hapsine karar verilen Pinochet’nin arkadaşlarının 2005 yılında tazminatını ödemesiyle eski diktatör serbest bırakıldı. Pinochet’nin arkasında sağcı ve muhafazakar Şilililer ile ordunun olması, Pinochet’nin bir kesim tarafından komünizmin sonunu getiren ve Şili’nin ekonomik olarak güçlenmesini sağlayan bir kahraman olarak görülmesi, Pinochet’nin bugüne kadar hala korunmasını sağlayan en önemli etmenler oldu.

Pinochet, 11 Aralık 2006’da 91 yaşında öldüğünde de Şili sokaklarında karşıtları ve destekleyenleri karşı karşıya gelmişti. Destekçileri, ölümünden sonra Margaret Thatcher’ın da söylediği gibi Pinochet’nin ülkeye demokrasiyi getirdiğine inanıyordu. Pinochet ölmeden önceki yargı süreci sırasında Britanya’da 30 yıldır sürgünde yaşayan Şili vatandaşı Roberto Navarrete şöyle demişti: “Ülkemiz demokratik değil çünkü yıllardır olan biteni halı altına itmeye çalışıyorlar. Kimse Pinochet’nin hapse girmesi gerektiğine inanmıyor, o iktidarı zamanında kendi yaşındaki insanları hapse atmış olsa da… Fakat yaptıkları yüzünden kesinlikle mahkemede yargılanması gerektiğine inanıyorum. Bunun intikamla bir ilgisi yok, bu sadece adaletle ilgili.” Pinochet öldüğünde dönemin ilk kadın başkanı ve Pinochet devrinde kendisi bizzat işkence kurbanı olan Michelle Bachelet’in cenazeye katılmaması ve Pinochet adına devlet töreni düzenlenmemesi, diktatörlüğün kurbanlarına bir saygı duruşuydu en azından. O günden bugüne, 1973 – 1990 yılları arasında insan hakları suçu işleyen siyasetçiler ve ordu yetkilileri hala yargılanmaya devam ediyor.

 Tüm bu sebeplerden ötürü, Şili’de Pinochet yanlısı vatandaşların varolmaya devam etmesi ve farklı tarafların Santiago sokaklarında karşı karşıya gelmesi olumsuz algılanmamalı. Şili, her şeye rağmen geçmişiyle yüzleşiyor; hem de yaralarını kanata kanata, bağıra çağıra, olan biteni altına üstüne getirerek, tarihi deşerek yüzleşiyor. Bunun uğrunda insanları mücadele veriyor, canları acıyor ama kimsenin sesi susturulmuyor, kimse acısını bağırmaktan korkmuyor; Şili’nin tüm insanları, öfkesini, kızgınlığını, sevgisini, nefretini sokaklarda haykırıyor. Taraflar karşı karşıya geliyor, sevaplar ve günahlarla yüzleşiliyor, vicdanını ölmeden rahatlatmak isteyenler son kez itiraf ediyor, kayıpların aileleri suçluların bir kısmının ortaya çıkarılmasıyla bir nebze olsun rahatlıyor. 1973 – 1990 arasında süren ve tam 17 yıl süren diktatörlüğün etkisini tam 40 yıldır üzerinden atmaya çalışıyor Şili… Ve bu yolda atılan her adım, hukuk cephesinde kazanılan her dava, yüzleşilen her bir gerçek biraz daha iyileştiriyor ülkeyi… Darısı bunu henüz gerçekleştiremeyen ülkelerin başına…

1 Comment

  • Cevapla Ocak 22, 2014

    Özer Yıldırım

    “Bir anlatıma göre “Bu proleter ile (bilgisiz) devrimi olmaz! ” der-
    Thedor W. Adorno. Gider Franfurk okulu kurucularına katılır ve fel-
    sefe çalışmaları yapar.
    Allende toprak reformu yapar. Ağanın (self) tarlasında on saat boğaz tokluğuna çalışan emekçi kardeşim; kendi toprağın da bir saat çalış-
    maz…Et ihraç eden Şili, dışarıdan et almak zorun da kalır, toprak reformundan sonra… Lenin döneminde de aynı şey olmuştur….
    Emekçi kardeşim hiç olmaz sa gerçek demokrasiye ve cumhuri-
    yetine sahip çık ve koru….

Leave a Reply