“MEKSİKA BAŞKANLIK SİSTEMİ OTORİTERLİĞE EĞİLİMLİ”

Claudio Lomnitz - Milliyet

6.Nisan.2015′te Milliyet’te yayınlanan haberim…

ABD’nin saygın üniversitelerinden Columbia Üniversitesi’nin antropoloji dalı öğretim üyesi Claudio Lomnitz, genel olarak Latin Amerika, özellikle de Meksika tarihi uzmanı. Lomnitz ayrıca Meksika’nın La Jornada gazetesinde köşe yazıları kaleme alıyor. Lomnitz, geçtiğimiz yıl Meksika’nın Ayotzinapa bölgesinden olan ve ortadan kaybolduktan sonra hala akıbeti belirlenemeyen 43 öğrenciyle ilgili bir konuşma yapmak için Boğaziçi Üniversitesi’ne geldi. Meksikalı öğretim görevlisi, Meksika ve Türkiye karşılaştırması hakkında sorularımıza yanıt verirken Meksika’nın yakın tarihi hakkında da aydınlatıcı kısa bir ders verdi.

- Türkiye’de rejim değişikliği tartışmaları sürerken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Meksika’daki başkanlık sistemini Türkiye için örnek gösterdi. Siz Meksika’daki başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Meksika’daki sistemde başkanlar altı yıl boyunca görev yapıyor ve bir daha seçilemiyor. Kökeni Meksika Devrimi’ne dayanan sistem, 1929′da Alvaro Obregon’un suikastinden sonra ortaya çıktı. Eskiden her dönem dört yılken bunu uzattılar; ancak tekrar seçilemez kuralını eklediler. Aslında bu sistemin amacı tek partili sistem içinde döngüyü sağlamaktı; o yüzden çok partili rekabete dayanmıyordu. Tek partili sistem içinde de diktatör rolünü üstlenecek kadar güçlü bir lider yoktu. Tarihin bu erken bölümlerinde sistem güçlü bir başkan, zayıf bir kongre, zayıf bir yargı ve yasama, ancak güçlü bir yürütme yarattı. Yeniden seçilmeme kuralı da en azından yürütmenin diktatöryel bir yapı edinmesine engel oluşturdu. Bu 1990′lar ve 2000′lerde demokratik sisteme geçilmesiyle biraz değişti. Çok partili sisteme geçilmesiyle kongre güçlendi. Yargı biraz daha güçleniyor, hala olması gerektiği kadar güçlü değil.

– Peki diktatörlüğe evrilmesi olasılığını barındırıyor mu?
Yeniden seçilme söz konusu olmadığı ve zaman sınırı olduğu için diktatörlük demezdim ancak otoriter olma eğilimi taşıyor derim. Şu anda bu eğilim kongre sayesinde daha da kısıtlanmış bir durumda; bu eğilimi daha da sınırlandırmak için yargıyı güçlendirmek gerek.

– Meksika ve Türkiye kendi bölgelerinde ekonomik açıdan yükselen yıldızlar olarak görülüyor; ancak ikisinde de basın özgürlüğünün kısıtlanması ve sansür konusu. Bu karşılaştırma hakkında ne düşüyorsunuz?
Meksika’da hükümet kaynaklı çok güçlü bir sansür olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de basına yapılan baskı daha çok hükümet kaynaklı. Meksika’da gazetecilerin hükümet tarafından hapse atıldığını görmüyorsunuz; ancak korkunç rakamlara varacak kadar çok gazetecinin öldürüldüğünü görüyorsunuz. Daha çok yerel ve bölgesel gazetelerin baskı gördüğünü, bunun da uyuşturucu savaşına dayandığını, yerel hükümet, polis ve yerel hükümeti kontrol eden suç organizasyonlarından kaynaklanan bir baskı olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden Meksika’daki baskı, Türkiye’de olduğu gibi merkezi değil.

OGZ_1514

– Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlediğiniz konuşma konusuna gelirsek, bize Ayotzinapalı öğrencilere neler olduğunu anlatabilir misiniz?
Bir grup öğrenci öldürüldü. Okullarının olduğu Ayotzinapa kasabasından küçük bir şehir olan Iguala’ya geliyorlardı. Iguala, çok yoksul olan ve eroinin üretildiği Guerrero eyaletinin başkenti. Iguala belediyesi uyuşturucu çetesi Guerreros Unidos’un elinde. Bu öğrencilerin neden oraya geldiği konusu henüz net olarak aydınlatılabilmiş değil, ancak belediye başkanın eşi olan ve uyuşturucuyla bağlantılı bir aileden gelen Maria de los Angeles Pineda Villa, öğrencilerin kendisini protesto etmek için geldiğini düşündü. Aynı aileye bağlı olan polis öğrencilere baskın yaptı ve birkaç kişiyi vurarak öldürdü. Öğrencileri yakındaki bir kasabaya götüren, öldüren ve yakan bir uyuşturucu çetesinin eline verdiler. Bu hikaye başsavcının ofisinden çıkan hikaye.

– Bu olayın ardından yüksek katılımlı ve adalet talep eden eylemler düzenlendi. Bu olay Meksika’da var olan hangi sorunların bir yansıması?
Birçok etmen var. Bundan daha kötü ancak eylemlerin düzenlenmesine neden olmayan çok fazla olay oldu. Katliamın öğrencilerin başına gelmesi, hatta bu öğrencilerin öğretmen olmak için eğitim alması, öğretmenler sendikası ile eyaletler ve merkezi yönetim arasında çatışmalar olması, bu birliğin yüksek katılımlı eylemler düzenlenmesine neden oldu. Uyuşturucu kartellerinin yerel yönetimleri kontrol etmesi, başlıca bir sorun. Iguala şehri ve Guerrero eyaletinin sosyalist parti tarafından yönetilmesi, bütün siyasi partilerin yolsuzluğa, şiddete, demokratik olmayan bir yönetime açık olduğunu göstermesi bakımından siyasi sistemin toptan meşruluğunu sarsan bir durum. İkinci olarak federal hükümet, bu duruma çok ilgi göstermedi; çünkü bunu muhalefet partisinin bir sorunu olarak gördü. Yerel yönetim muhalefet partisinin elinde olduğu için Meksika Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto, muhalefet partisinin bütün suçu üstleneceğini düşündü. Ancak asıl bu bir soruna dönüştü. Ne zaman durumun üzerine eğildi, bir toplu mezarın ardından bir başka toplu mezar bulundu; hiçbiri de öğrencilere ait değildi. O bölgede böyle bir şiddet tarihi vardı; o zamana kadar bununla ilgili hiçbir şey yapılmamıştı. Bu da 2006′da Meksika’da başlayan ve on binlerce kişinin ölmesine neden olan uyuşturucu savaşının bir neticesiydi. Federal hükümet adaleti sağlamakta geç ve güçsüz kaldı. Hükümetin güvenilir bir yargı sistemi yaratamamış olması tekrar gün yüzüne çıktı. Nieto’nun hızlı bir şekilde uygulamaya koyduğu reformlara karşı gösterilen tepkiler de bu eylemlerin etrafında toplandı.

– Nieto’nun öğretmenler sendikasına karşı başlattığı savaşın da bunda etkisi oldu sanırım, değil mi?
Evet bir ilgisi var, ancak çok karmaşık bir durum. Nieto, sendika başkanını yolsuzluktan dolayı hapse gönderdiğinde öğretmenler sendikası, Latin Amerika’nın en büyük sendikasıydı. 1.2 milyon üyesi var. Ancak sendika hep bölünmüş bir haldeydi. Reformlar da bu parçalanmışlığı körükledi.

- Aileler adaletin bir şekilde tesis edileceğine inanıyor mu?
Adalete kimse inanmıyor. Yalnızca mahkemelere değil, polisten başlayarak bütün sisteme karşı duyulmayan bir güven var. Zorla gerçekleştirilen tutuklanmaların oranı çok yüksek. Yargı sistemine getirilen suçların sayısı çok az. Ancak bu çok tarihi ve eski bir sorun. 1980′lerde başlayan demokratikleşmeyle kriz noktasına geldi. Çünkü eskiden adil ve şeffaf olmayan bir sistem vardı, ancak daha otoriter bir sistem olduğu için toplumu düzenleme konusunda daha etkiliydi. 1980′lerde kaçırılmalar başladığından beri daha etkili bir kontrol talep ediliyordu. Son 8-10 yıldır uyuşturucu savaşı başladığından beri bu kriz şiddetlendi. Bu savaş sırasında 100 bin kişi öldürüldü, 20 binden fazla kişi kayboldu. Biri uyuşturucu kralı tarafından ya da asker tarafından da öldürülse yargı sistemi bu durumu ele alamıyor. Bu yüzden şu an Meksika’da suç ve yolsuzluğa karşı adalet talebi çok yüksek.

Kadına karşı şiddet
bilinci çok yüksek

- Meksika’da kadına yönelik şiddet ile ilgili çok iyi bir kanun olmasına rağmen şiddetin önüne geçilememesinin nedeni nedir?
Meksika’da toplumsal cinsiyet yasaları çok iyi ve gelişmiş. Mexico City’de kürtaj, eşcinsel evlilik ve eşcinsellerin çocuk evlat edinme hakları var. Sivil evlilik kanunlarında ev işi emekten sayılıyor, taraflardan biri ev işini yapıyorsa bunun ekonomik bir katkı olarak sayılması ve buna göre çeşitli hesaplamaların yapılması gerekiyor. Bu kadınlara yönelik şiddetin olmadığı anlamına gelmiyor; ama bir yandan buna karşı bir tepki de var. Sorun sınırda gerçekleştirilen cinayetlerle daha çok ortaya çıktı. 1990′larda özellikle Juarez şehrinde bu bir skandala dönüştü ve polis etkisiz bir hale geldi. Teksas sınırında olan Juarez şehrinde montaj fabrikalarının kurulması kadın göçünün artmasına yol açtı. Güvenlik son yıllarda artmış olsa da Juarez’de işlenen cinayetlerin sayısı Bağdat’takinden çoktu ve kurbanların çoğu kadındı. Kadınlara karşı şiddetin sosyal bir harekete dönüşmüş olması ise olumlu bir durum.

İlk siz yorum yapın