“BARIŞ SÜRECİ İÇİN ŞİDDETİN DURMASI ÇOK ÖNEMLİYDİ”

John Alderdice

18.03.2013′de Milliyet’te yayınlanan röportajımdan…

Kuzey İrlanda‘da Good Friday (Hayırlı Cuma) Antlaşması‘nın imzalanmasını sağlayan barış sürecinin önemli mimarlarından Lord John Alderdice, Turkish Review dergisinin düzenlediği “Ortadoğu’da Mavi Barış” konferansı için İstanbul’daydı. İngiltere’nin ‘Lord’ unvanı verdiği, psikiyatri uzmanı Lord John Alderdice’e İrlanda ve Türkiye’deki barış süreciyle ilgili sorularımızı yönelttik.

Kuzey İrlanda’daki barış sürecinin etkili bir aktörü olarak barış sürecindeki en önemli etmen sizce nedir?

En önemli ilk şey, iki tarafın problemi fiziksel şiddetle çözemeyeceğini anlamasıdır. Uzun zaman boyunca IRA da İngiliz ordusu da kazanabileceğini düşündü. Yıllar sonra bunun olmayacağı anlaşıldı. IRA sonunda ortaya çıktıklarında öldürüleceklerini ya da hapse gireceklerini anladı, ki bu da sorunu çözmeyecekti. İngiliz ordusu da çok fazla para harcıyordu, askerler ve siviller öldürülüyordu. Bu yüzden bu soruna başka bir çözüm bulunmasının gerektiği anlaşıldı. İngiltere hükümeti açısından diğer önemli nokta bu sorunun uluslararası anlamda iyi olmadığıydı. Bu yüzden riske girerek sorunun çözülmesine karar verdi. Biz şanslıydık, çünkü İrlanda hükümeti de bizimle çalışmak için hazırdı. İrlanda ve İngiltere ile iyi arkadaş olan ABD de çözüm için oradaydı.

Barış sürecindeki dönüm noktaları nelerdi?

En önemlisi şiddetin durmasıydı. Konuşmalar devam ederken şiddetin durması çok kritik. Şiddetin durmasından sonra bile ortaya çıkan bazı olaylar vardı. Bu yüzden bunun başarılması çok önemliydi. Şiddete dahil olmayan taraflarla da konuşmaya çalıştık. Fakat bu şiddeti durdurmadı. İlk şey şiddeti durdurmak ve müzakerelere başlamaktı. İkincisi ise müzakerelerin yapısını belirlemekti. Bu yüzden günlerce konuştuk. Çok uzun ve yorucu bir süreçti. Dışarıdan dostlar bulmamız gerektiğini düşündük. Güney Afrika, ABD, Kanada, AB çok yararlıydı. İrlanda Amerikalı eski vatanseverler bile yardımcı oldu. Eskiden silahlar için para gönderirken terörizme dahil olanlar için yeni iş imkanlarının yaratılmasında yardımcı oldular. Bir sonraki adım ise anlaşmaya varmaktı. Bu ise yıllar aldı. Sonunda anlaşmaya vardık, İrlanda ile Kuzey İrlanda’da referandumlar düzenlendi ve kazandık. Anlaşmayı yürürlüğe koymamız bile uzun bir süreç oldu. 15 yıl sonra bile hala işlemesi gereken maddeleri var. O yüzden çok uzun bir süreç.

Süreçteki en büyük zorluklar nelerdi?

Silahlar konusunda büyük sorunlar yaşadık. Bir taraf “bütün silahlar gitmediği takdirde sizinle konuşmayız, diğer taraf “anlaşma olmadığı müddetçe silahlarda kurtulmayız” dedi. İki etmeni içeren bir süreç yaratmaya çalıştık: Birincisi silahlar, ikincisi ise siyaset ile uğraşmaktı. Yaratıcı ve yenilikçi olmak zorundaydık. Çünkü bütün sorunlarımıza başka yerden alabileceğimiz bir çözüm yoktu. Bize yardımcı olabilecek bazı tecrübeler vardı, mesela Nelson Mandela bu süreçte çok yardımcı oldu. Ama yürütmeye ve anlaşmaya geldiğimizde çok fazla sorunlar vardı. Mesela kurbanlar için korkunç suçları işlemiş mahkumların hapisten çıktığını, hatta bazılarının seçilmiş temsilciler ve bakanlar olduğunu görmek çok zordu.

Güven bu süreçte nasıl kuruldu?

Bazen insanlar böyle bir sürecin başlaması için güvenin gerekli olduğunu düşünür, ama öyle değil. Bir zamanlar düşmanınız olan insanlara güvenmeniz çok salakça olur. Güven beraber çalışmanız neticesinde ortaya çıkan bir sonuçtur, sonunda bu insana güvenebileceğini görürsünüz. Süreç ilerledikçe küçük adımlar atarsınız ve zamanla biraz biraz güvenebilirsiniz. O yüzden güven sonuçtur, ön koşul değil.

Peki barış sürecinin ön koşulları var mıdır?

Bu çok zor bir problem. Biz sonuçta şiddetin sona ermesi gerektiğine karar vermiştik. Diğer ön koşulları olabildiğince az tuttuk. Bu tarz müzakerelerde bu büyük bir sorun. İnsanlar “seninle eğer bunu yapmazsam konuşmam” demekten yana çoğunlukla. Şiddeti sona erdirmek önemliydi, çünkü müzakereler sırasında bombalar patlamaya devam ederse insanların konuşması çok zor. Süreç sırasında olaylar olmaya devam etti. Ama “günün sonunda ne kazanacağım? Ne için çalışıyorum?” ifadelerini akılda tutmak çok önemli. Barış, istikrar, uzlaşma, herkesin parçası olabileceği zengin bir toplum için çalışıyoruz. Bunları sadece kendimiz için yapmıyoruz, çocuklarımız, torunlarımız, geleceğimiz, ülkemiz için yapıyoruz. Bu ise büyük bir ödül.

Türkiye’deki barış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında zaten uzun bir zamandır devam etmekteydi. Başlangıçta insanlar çok çabuk ilerlemesini umut etti, ama her şey dağıldı. Aslında bu her şeyin sonu değildi, ama bir süreliğine durmak zorunda kaldı. Şimdi adımların atılıyor olması ise çok iyi. Zorluklar olacak, büyük de olsa küçük de olsa problemlerle karşılaşacaksınız. Sürecin içinde olanların devam edebilmeleri için yeterli cesarete sahip olmasını umut ediyorum. Bir süreliğine durabilirler, sonra yine devam edebilirler, süreç yavaşlayabilir, meslektaşlarından yardım isteyebilirler… Ama sonuçta pes etmemelerini umuyorum. Süreci eleştirenlerin ise bunun uluslararası çıkarlar için gerekli olduğunu anlamalarını ümit ediyorum. Çok karışık bir bölgenin ortasında istikrarlı bir Türkiye çok önemli.

Devlet ile PKK’nın aynı masaya oturmaması gerektiği yönündeki eleştiriler için ne dersiniz?

Bu eleştirileri anlayabiliyorum. Çünkü başarının ve mükemmel bir sonucun garantisi yok. Bizim tecrübemizde de eleştiren çok fazla kişi vardı. Ama alternatifi ne ki? Güç denendi, iki taraf da şiddeti kullandı, askeri çözümler denendi ve sonuç alınamadı. Bu yüzden daha farklı, daha barışçı bir yolu denemek gerekli. Bu yüzden insanlara sabırlı olmalarını telkin ediyorum. Şunu düşünmeliler, ulusal çıkar için uzun vadedeki sonuç ne olacak?

Devlet ve PKK tarafından sürece baktığımızda, bundan sonra atılması gereken adımların ne olduğunu söyleyebilirsiniz?

Bu konuda bir görüş bildirmek istemem. Çünkü tecrübelerim bana iki olayda farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Her durumda delegeler, kendi sorunları için kendi siyasi ortamlarında çözümler bulmalılar. Yeni işleyen süreçler yaratmak zorundayız. Hükümet, PKK ve diğer taraflar, bu özel durum için özgün çözümler bulmalılar. Çok destekliyorum, teşvik ediyorum ama burada müdahale etmek ya da önerilerde bulunmak için bulunmuyorum. Bunlar sağlıksız olurdu. Sizin sorduğunuz soruya, müzakere masasında oturanlar cevap vermeli.

İrlanda ve Türkiye’deki barış sürecinde baktığımızda, bahsettiğiniz farklılıklar neler?

Kuzey İrlanda stratejik olarak önemli değil. Yüzyıllar önce evet, stratejik olarak önemliydi. İkinci Dünya Savaşı’nda da önem teşkil ediyordu. Türkiye ise stratejik açıdan inanılmaz derecede önemli. İkinci olarak Kuzey İrlanda, görece olarak istikrarlı ve barış içindeki Batı Avrupa’da bulunuyor. Türkiye’nin ise barışın olduğu bir bölgede yaşamadığı çok açık. Bu yüzden süreç çok daha önemli ve zor bir hale geliyor. Çünkü Türkiye istikrarlı olmazsa, diğer ülkelerdeki problemler Türkiye’nin sınırlarından geçerek burayı istikrarsız bir hale getirebilir. Bu süreci yürütmek isteyen hükümettekilere, hükümet dışındakilere çok fazla saygı duyuyorum. Çok zor bir görevi üstlendiler.

Türkiye’deki vatandaşların süreç ile ilgili beklentileri konusunda ne dersiniz?

Bunca zaman sonra, yaşanan bütün sorunların ardından insanların bir an önce sürecin çözümlenmesini istemelerini anlayabiliyorum. Bu çok doğal. Fakat vatandaşlara sabırlı olmaları konusunda ısrar ediyorum. Süreçte dalgalanmalar olacaktır. Birbirlerimizle olan ilişkilerimizde, evliliklerde, ailelerde, sorunlarımıza ve anlaşmazlıklarımıza hızlı ve kolay bir çözüm olmadığını hepimiz biliyoruz. Her zaman ilişkileriniz için çaba sarf etmelisiniz. Söz konusu olan ise insan grupları arasındaki ilişkiler. Hem de tarihsel açıdan zor ilişkiler. İnsanlar böyle düşünmeye başlarsa “Bu zaman alacak. Gidip gelmeler olacak. Beklentimizi çok yüksek tutmamalıyız” diyecektir. Eğer barış sürecini bir çocuk ya da bitki olarak düşünürseniz, öyle hemen büyümesini sağlayamazsınız! Onu korumalısınız, beslemelisiniz, ona bakmalısınız. Büyümesi zaman alır, bu bir organik süreç. Büyümesi için zorlayamazsınız.

Kuzey İrlanda’daki en son gerçekleşen bayrak olaylarına baktığımızda şimdiki durum için ne söyleyebilirsiniz?

Bu barış sürecinin sürdürebilirliği ilgili değil, bazı insanların hala sorunlar yaşadığı ile ilgili. Bir yanda hala az da olsa şiddet kullanmak isteyen cumhuriyetçiler var, bu ise bir tehlike. Diğer yanda ise mutsuz genç Protestanlar var. Eğitim, iş, toplumuna güvenme sorunu yaşayan, öfkeli gençler… Ekonomik açıdan zorlu zamanlarda, gençlerin işleri olmadığında, işlerin iyi gitmediğini hissettiklerinde, çetelere katılmakta çareyi bulabiliyorlar. Ama bir şekilde sorunlarımızı çözmek için çeşitli yollar bulmalıyız.

 

İlk siz yorum yapın