“IRAK BİR KAVŞAK NOKTASINDA”

bahtiyar-emin

21.03.2013 Milliyet’teki röportajımdan…

Mavi Barış Konferansı için İstanbul’a gelen Irak eski İnsan Hakları Bakanı Bahtiyar Emin, sorularımızı yanıtladı.

Mavi Barış’tan bahsedebilir misiniz?

Bölgede milletler üstü stratejiler gerektiren su, çevre, iklim değişikliği, küresel ısınma, çölleşme, toz ve kuraklık gibi birtakım konular var. Suyun kullanımı konusunda anaokulundan yaşlı insanlara kadar hem bireysel hem tarım ve sulama anlamında bilinç oluşturmamız gerek. Avrupa, Asya, Afrika ya da Amerika’daki işbirlikleri gibi bölgede Dicle ve Fırat nehrinin sularını kullanan ülkeler arasında çok taraflı anlaşmaların eksikliği var. Bu konferansla biz bu mekanizmaların yaratılmasını gayri resmi bir şekilde başlatıyoruz, şimdi işbirliği konusunda sorumluluk sırası hükümetlerde. Su problemleri ve krizinin bölgede bir savaşa yol açmasına izin vermememiz gerek. Bölgede su kıtlığı var. Nüfus çok hızlı büyüyor. 21. yüzyıldaki bölgenin en büyük sorunlarından biri su olacak. Nehirlerin yukarısında kalan ülkelerin aşağısında kalan ülkelere tavrı boğucu ve kibirli olmamalı. Sular aşağıda kalanlara da açılmalı, çünkü suya inanılmaz bir ihtiyacımız var. Türkiye ve İran’ın Dicle ve Fırat’ta inşa ettiği barajlar bizi çok etkiledi. Bize gelen suların bu kadar azalması çevresel sebeplerle göç eden insanların ortaya çıkmasına yol açtı. El ele vermemiz ve suyun adaletli kullanımı konusunda komşularla işbirliği yapmamız gerek.

Irak’taki güncel siyasi durumdan bahsedebilir misiniz?

Yaklaşık 35 yıl diktatör Saddam Hüseyin’in korku rejimi altında yaşadık. Dulların ve yetimlerin ülkesi olduk. İran’la sekiz yıl savaş, Kuveyt’in işgal edilmesi, Körfez Savaşları, Iraklı insanların verilen cezalar, soykırımlar… Yarım milyon Kürt yok oldu, 182 bin kişi ortadan kayboldu, etnik temizlik uygulandı, Kerkük’te ırkçı bir yönetim vardı. 283 bin toplu mezar bulundu. Şimdi olan geçmişi, geçmişte olan ise bugünü haklı göstermez. İnsan hakları ihlalleri hangi rejim tarafından uygulanırsa uygulansın ihlaldir. Maalesef insan hakları durumu Irak’ta güllük gülistanlık değil. İçeriden, dışarıdan ve terörle ilişkili olmak üzere bunun birçok sebebi var. Geçmişte ve bugünde olan haksızlıkları gidermek ve kurbanlara yardım etmek için çok fazla çaba sarf ediliyor. İnsan Hakları Bakanlığı’nı, şehitler, siyasi tutuklular ile kurbanlar için ulusal ve federal komisyonlar kurduk. Şehitler ve kurbanlar içi elimizden ne geliyorsa yapmamız gerek. Yeteri kadar şey yapmıyoruz, daha çoğu için çabalamalıyız. Irak’a ABD müdahalesinden beri geçen on yıla bakarsak, Irak hala yapısal sorunlar yaşıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra görülen en sıra dışı diktatörlükten insan haklarına saygı gösteren parlamenter demokrasiye geçiş süreci, Kürdistan’a özerklik verilmesi, Irak’ta bugün gördüklerimiz bunlar. Bir kavşak noktasındayız. Çok fazla alternatifimiz yok. Ya daha merkeziyetçi bir hükümete ve diktatörlüğe doğru yol alırız, ya da yaptığımız tüm hataları telafi edip ülkedeki çeşitliliği kucaklayan federal ya da konfederal bir devlet kurarız. Ötekileştirmek geçmişimizde diktatörlüğe, çatışmalara, savaşlara yol açtı. Önümüzdeki en büyük zorluk herkesi kapsayıcı bir yönetim kurmak. Birbirimizi kabul ediyor muyuz? Birbirimizi kucaklıyor muyuz? Anayasada bunlara evet dedik. Referandumla federal bir devlet kurmaya karar verdik. Mezhepsel bölünmeler sorunlarımızı çözmeyecektir. Ne zaman ki Şiiler daha merkeziyetçi bir yönetime doğru gider, o zaman daha gruplar daha çok korkar, güven bozulur, bağımsızlığa yönelirler. Çünkü her türlü adaletsizliği uygulayan böyle bir merkezi yönetim daha önce yaşandı. Sünniler Saddam sonrası süreci boykot ettiler ama bu da sistemde birtakım dengesizlikler yarattı. Bu da güvenlik güçlerinde dengesizlikler yarattı, Şiilerin egemen olduğu, Sünni ve Kürtlerin sayısal olarak az olduğu güvenlik gücü ortaya çıktı. Böylece şimdi Sünnilerin yarısı kendi bölgelerini kurmak istiyor. Bunların çoğu Müslüman Kardeşler ve İslamcı parti. Aralarında laikler olsa da Baas partisinden ve dini yetkililer de var. Tüm ülkeyi tek başlarına yönetmek istemedikleri, gücü paylaşma arzusunda oldukları ve daha gerçekçi ve pragmatik bir çözüm istemeleri dolayısıyla bu olumlu bir adım. Bu yüzden diğerleri Sünni ve Kürtleri es geçebileceklerini sanıyorlarsa, bu demokratik bir devlet olmaktan Irak’ı uzak tutacaktır. Tanrı korusun, mezhepsel bir çatışma ya da iç savaşa bile yol açabilir. Diyalog ve barışçı yollarla hepimizin altında yaşayabileceği, adaletli güç paylaşımı, adaletli kaynak paylaşımı ortak bir kimlik yaratabiliriz.

Sizce bunun yönetimi ne olabilir?

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’si federal sistem altında yaşıyor. Aralarında ABD, Rusya, Kanada, Hindistan, Brezilya, Almanya, Belçika gibi büyük ülkelerin olduğu yaklaşık 27 ülke bu sistemle yönetiliyor. Çok etnikli, çok uluslu toplumlarda bunun alternatifi diktatörlük. Bölgedeki çeşitliliği ve çoğulluğu kucaklamamız lazım, yaşadığımız bütün sorunların kaynağındaki en büyük problem bu. Ancak böylelikle zengin ve gelişmiş toplumlar olabiliriz. Yoksa çökmüş, yozlaşmış, sürekli sorunlar ve çatışmalar yaşayan devletler olarak kalmaya devam ederiz. Yoksa Orta Doğu’ya bakın: 359 milyon kişi yaşıyor, 100 milyon kişi işsiz. 90 milyon kötü muamele görüyor. 14 milyon mülteci. 11 milyon sokak çocuğu. Kadınlar, gençler dışlanıyor. Kadınların temsil oranı mutlaka artmalı. Eğitimde ve ekonomide reform yapılmalı. Bunlar bizim geriliğimizin sebepleri.

Türkiye’deki barış süreci için ne dersiniz?

2023 yılında cumhuriyetinizin 100. yılını kutlayacaksınız. Diliyorum ki o zaman Kürtlerle yaptığınız başarılı barış süreci başarınızı konuşuyor olursunuz. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh.” Türkiye kendi içindeki barışı sağlayabilirse daha güçlü, daha zengin olacak. Avrupa’nın bir numaralı olma ekonomisi olma amacını başaracak. Kürtler bölgedeki en iyi dostları olabilir. Bölgedeki Kürtlere 20. yüzyılda çok fazla adaletsizlik uygulandı. Onların barış ve zenginlik içinde yaşamaya hakları var. Türkler ve Kürtler arasında güçlü bir ortaklık kurulabilir. Bir gecede bütün adaletsizlikler ya da problemler silinmeyebilir. Ama Kürt ve Türk ailelerin acılarına, dökülen kana ve acılara bir son vermek gerek. Bölgemizi nasıl geliştirebiliriz, bunu düşünmemiz gerek. Size kalbimin derinlerinden başarı diliyorum. 20 yıl çok uzun bir zaman, yeteri kadar kan döküldü ve para harcandı. Dünyada birçok ülke bunu başardı ve şimdi nerede olduklarına bakın: Güney Afrika, İrlanda, İspanya

Halepçe katliamının geçen hafta 25. yıldönümü kutlandı. İnsanların hafızalarında bu olay nasıl bir yere sahip?

Saddam Hüseyin genel olarak Iraklılara çok sayıda zulüm ve soykırım yaşattı. Sünniler, hatta kendi ailesi bile hedefi haline geldi. Halepçe ise 20. yüzyılda Kürtlerin acısının sembolü haline geldi, olayların zirve noktası. Ama sonunda insanların iradesi tiranlığı bile yeniyor. Tekrar Halepçe yaşanmasın diyoruz. Bu yılım sloganı “Gözyaşlarından umuda”ydı. Halepçe’de 5 bin kişi dakikalar içinde öldü. Bu yılki mesaj, şiddet ve intikam olmasındı. Halepçe’deki insanlar daha çok yardım edilmesini de hak ediyorlar. Başbakan Nuri El Maliki daha yeni Halepçe’ye 6 milyon dolar yardımda bulunacaklarını açıkladı. Bu ise okyanusta bir damla. Bu insanlar şimdiye kadar hiçbir şekilde telafi edilmesi ve bu Irak hükümetinin sorumluluğu. İnsanlar bu kimyasal saldırıdan ötürü çok sayıda hastalıktan mustarip. Çevresel sorunlar baş gösterdi. İnsanlar hala bu saldırıdan ötürü intihar ediyorlar çünkü gaz sinir sistemine de zarar veriyor. Bu yüzden bu sağlık sorunlarıyla baş etmek için merkezler açılması gerek.

Suriyeli mültecilerin durumu nedir?

Mültecilerin durumu her zaman acı vericidir, ne yaparsanız yapın yardımcı olamazsınız. Ben de mülteci olduğum için bunun ne demek olduğunu biliyorum. Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak yüz binlerce mülteci kabul etti. Ülkelerine dönebilmelerini, barış içinde ve demokratik bir ülkede yaşayabilmelerini diliyorum. Irak’taki Kürdistan bölgesi tek başına 90 bin, Irak’ın geri kalanı ise 10 bin mülteci kabul etti. Mültecilere ve hala Suriye’de olanlara yardım etmek için inanılmaz bir çaba var. Türkiye’nin de Suriyeli Kürtlere kapı açmasını ve uluslararası camianın da Irak Kürdistanı’na yardımcı olmasını diliyorum. Kış çok zordu, seller görüldü. O güzel çocukların gözlerine bakıp da bu zorlukları çektiğini görmek çok üzücü. Türkiye umarım Suriyeli Kürtlere kucak açıp onlara topraklarını açar ve işbirliği yapar. Türkiye, kendi Kürtlerine de daha çok yatırım yapmalı, onlar için ulusal bir plan geliştirmeli, işsizlik sorunları çözülmeli. Anayasal sürecin bir parçası haline getirilmeleri ve Kürtlere ikinci derece vatandaş muamelesi yapılmaması gerek.

İlk siz yorum yapın