“SAVCILIK VE YARGI SİSTEMİNDE İNATÇI BİR TAVIR VAR”

Konferans

26.07.2013′te Milliyet’te yayınlanan yazımın tamamı…

Geçtiğimiz çarşamba günü Gazetecilere Özgürlük Platformu tarafından düzenlenen İkinci Gazetecilere Özgürlük Kongresi‘ne konuk olarak katılan Avrupa Gazeteciler Federasyonu Başkan Yardımcısı Nadezhda Azhgikhina ile Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Doğu Avrupa ve Orta Asya Büro Temsilcisi Johann Bihr, sorularımızı yanıtladı. Azhgikhina, Rusya ve Türkiye’yi basın özgürlüğü açısından kıyaslayarak iki ülkede de benzer baskıların uygulandığını söyledi. Bihr ise kurumunun Türkiye’deki ifade özgürlüğü açısından endişeli olduğunu ve Türkiye’nin basın endeksinde çok düşük bir sırada yer aldığını açıkladı.

Rus gazeteci Azhgikhina, Rusya’da tutuklu gazeteci olmadığını, ancak 348 gazetecinin öldürüldüğünü belirtti. Rusya ve Türkiye’yi basın özgürlüğü açısından şöyle kıyasladı: “Yetkililerden aynı baskıyı farklı şekillerde görüyoruz. Rusya’da daha çok öldürülen ve ortadan kaybolan gazeteci var, ancak hapishanede kimse yok. Aynı tehditler bizde de var, farklı şekillerde sansür uygulanıyor. Davalar açılıyor. Adalet ‘seçmece’ uygulanıyor. Terörizm yasalarımız var ama bizde onlar genelde gazetecilere karşı uygulanmıyor. Maalesef birçok ülkede olduğu gibi 9/11 sonucu olarak bizde de ‘aşırılık’ yasaları var. Bu yasalara herhangi bir gazeteci, eğer çok fazla eleştirel olursa aşırı fikirlerin savunucusu olarak yargılanabilir. Yasalar hiç net değil. Bizde de gazeteciler arasındaki dayanışma çok az. Rusya ve Türkiye arasında bu konudaki dayanışma güçlendirilmeli ve dayanışmanın çeşitli yolları keşfedilmeli.

Türkiye’de polis şiddeti daha çok

Türkiye’deki kadar güçlü olmasa da Rusya’da düzenlenen protestolarda, onlarca gazeteci zarar gördü. Kameraları kırıldı, bazıları dayak yedi, bazıları gözaltına alındı ama hızlıca serbest bırakıldı. Görevdeki gazetecilerin korunmasına dair yasa gerektiği gibi işlemiyor. Türkiye’deki gösteriler bence daha görünürdü. Her şey internette ve sosyal medyada görülebiliyordu. Biri aralarından sınırdışı edilse de çok sayıda gazeteci Rusya’dan buraya olayları izlemeye geldi. Gösterilerde insanların tutumları ve değişiklik yapmak için sahip oldukları duygularda benzerlik gördüler. Bence Rusya’daki baskı çok açık değil. Gazetecilerin direnişindeki eksiklik ise aynı. Rusya’daki hükümet yanlısı basın kuruluşlarının gösteri yapan gazetecileri suçlaması da aynı. Türkiye’de dövülen ve gözaltına alınan insanların fotoğrafları ise Rusya’dakinden daha acımasız. Yere ve zamana göre değişse de Rus polisi bu sefer çok da sert değildi.”

Yasal taciz kaygı uyandırıcı

Bihr ise Türkiye’deki yargı sistemindeki zihniyetin sorunlu olduğunu belirtti:  “Türkiye’deki durum çok özel. Çünkü burada çok canlı bir medya ortamı var, aşırı sağdan, aşırı sola, İslamcı ve laik olmak üzere. Geniş bir çeşitlilik var. Ancak yasal taciz açısından çılgın bir durum var. Tek olmasa da bu ana kaygımız. Gezi protestolarında çok iyi bir şekilde görüldüğü gibi medya grupları arasında otosansür gittikçe büyüyor.

Anti-terör yasası değişmeli

Bize göre sorunlar yasamanın bazı yönleri ve çoğu gazetecinin yargılandığı anti-terör yasası. Çoğu gazetecinin çok belirsiz suçlamalarla yargılandığı bu yasanın değişmesi gerek, özellikle de terörizm çok daha net bir şekilde tanımlanmalı. Gazeteciler, bloggerlar ya da direkt şiddetle ilişkilendirilemeyen düşünceler bu şekilde hapse atılamaz. 3. ve 4. yargı paketiyle bu yönde bazı adımlar atılsa da uygulamada hayal kırıklığı yaşandı. Çok az sayıda kişi serbest kaldı. Özellikle İstanbul ve Ankara’daki savcılık ve genel olarak yargı sisteminde inatçı bir tavır görüyoruz. En iyi kanunlar bile yapılsa yargı sisteminin işleyişi ve kültüründe bir sorun var. Askeri vesayete uzanan zihniyetten ötürü yargı, eleştirel gazeteciliği terörizmle eş görüyor. Yargı görevini vatandaşı korumak yerine devleti korumak olarak görüyor. Bunun da değişmesi gerek.

Türkiye’nin hapishanedeki gazeteci sayısı dünyada en fazla. Türkiye’nin hala demokratik kurumları ve çoğulcu bir medyası olduğunu göz önüne alırsanız bu olağandışı ve bu şekilde devam edemez. Türkiye bu kadar dinamik bir ülkeyken ve önemli bir ekonomik büyüme varken bu büyük bir utanç. Bölgedeki diplomatik potansiyelini göz önüne alırsak Türkiye’nin imajı için bu krizi çözmesi gerek. Çoğu Sovyet sonrası ülkelerden oluşan benim çalıştığım bölgeye bakarsanız neyse ki Türkiye’de resmi sansür yasası yok. Geçmişte öldürülen birçok gazetecinin failleri bulunmamış olsa da son birkaç yıldır gazeteci öldürülmüyor. Her yıl yayınladığımız basın özgürlüğü endeksinde Türkiye bu yıl 179 ülkeden 154. sırada. Bu tabii ki Türkiye gibi bir ülke için kötü bir şey. Türkiye’yi bu endekste yer alan bölgedeki komşularıyla kıyaslarsak burada olmamalı.”

Tutuklu gazeteci yakınları duygulandırdı

İkinci Gazetecilere Özgürlük Kongresi‘nin en çarpıcı anları, tutuklu ve hapishanedeki gazetecilerin yakınları ile ailelerinin yaşadıklarını anlattığı konuşmalarda yaşandı. Yedi yıldır tutuklu olan gazeteci Füsun Erdoğan’ın ablası Şengül Tanrıverdi’nin konuşması sırasında gözyaşlarını tutamaması dinleyicilerin de duygulanmasına sebep oldu. Çocukluğundan beri babası gazeteci İbrahim Çiçek ve annesi Füsun Erdoğan’a “sadece mesleklerinden ötürü” yöneltilen suçlamalarla yüzleşmek zorunda kalan Aktaş Erdoğan da diğer tutuklu gazetecilere dayanışma mesajı gönderdi.

Mustafa Balbay’ın eşi Gülşah Balbay ise Nazım Hikmet’e bile tutukluluğunda daktilo verildiğini, Balbay’a ise ne bilgisayar ne de daktilo hakkının tanınmadığını belirtti. Görüşmeye çocukları hasta olduğu için gidemediği hafta boyunca eşine yiyecek verilmediğini aktardı. Tutuklu gazetecilerin aileleri, evlerine düzenlenen operasyonlar, uzun tutukluluk süreleri, yargı sistemindeki aksaklıklar, yargının yavaş işleyişi, yakınlarının sadece gazetecilik mesleğini yaptığı için tutuklanması, tutukluluk süreleri boyunca gazetecilere uygulanan insan hakları ihlallerinden yakındı.

İlk siz yorum yapın