“GRAFFİTİ YIKICIDIR.”

nofuture

İstanbul Modern’de “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı” sergisine paralel düzenlenen “Hava Kararınca Sanat” programının graffiti ve sokak sanatı üzerine olan söyleşisi 25 Mayıs’ta gerçekleşti. 2008 yılında Tate Modern’de düzenlenen ‘Street Art: The Grafitti Revolution’ isimli serginin küratörlüğünü üstlenen Cedar Lewisohn’ın moderatör olduğu panelde, uluslararası alanda üne sahip Amerikalı graffiti sanatçısı Brad Downey ve Türkiye’nin önde gelen graffiti sanatçılarından Tunç Dinçtaş konuşmacılardı. Graffiti ve sokak sanatı üzerine, Amerika’dan, Türkiye’den ve dünyadan örnekler ile ilgili konuşulması, sorulan sorulara bizzat bu sanatı icra edenler tarafından farklı cevaplar verilmesi, graffiti ve sokak sanatının siyaset, kapitalizm, markalaşma ve ticarileşmeyle olan ilişkisi üzerine tartışılması paneli hayli ilginç kıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bianet’te 5 Mart 2011’de yayınlanan Rengarenk Bir İsyan” başlıklı yazımda “graffitiler yeni neslin kendini bilmez isyanını temsil etmekteyse bile keşke bütün isyanlar bu kadar ilgi çekici, aydınlık ve yaratıcı olsa” demiş ama İspanya ve Hırvatistan gibi ülkelerde, belediyelerin graffiticileri şehrin belirli alanlarında çalışmaya yönlendirmesinin, bu isyankarları sisteme dahil etme uğraşı mıdır sorusunu dile getirmemiştim. “Hava Kararınca Sanat” panelinde bu soruyu Tunç Dinçtaş ve Brad Downey’ye sorma fırsatı buldum ve ikisi de farklı yanıtlar verdi.

İki graffiti sanatçısının, yaptıkları işlerden bahsetmesiyle başlayan söyleşide, “graffiti yıkıcıdır” diyen Downey, önceki  işlerinden birinde belirli bir duvar üzerindeki graffitileri kimyasal yöntemlerle silerek duvarın önceki yüzeyine ulaşmaya çalışmış. “Searching for Something Concrete” adını verdiği ve Viyana’daki The Graffiti Wall of Fame’in sprey boyalarla bezenmesinden önceki halinin izini süren çalışmasının amacının “tam da graffiti’nin özünde olduğu gibi, yıkıcı bir iş gerçekleştirmek” olduğunu söyledi. (http://www.youtube.com/watch?v=RLXyHAvJUdc)

Graffitiyi, ana akım sanat kurumlarının oluşturduğu balonun dışında kalmak isteyenlerin dahil olduğu bir sanat akımı olarak tanımlayan Downey, sokak sanatının yasadışılıkla bir ilgisi olmadığını, mülkiyete karşı çıkanların kamusal alanda yaratmayı tercih ettiği için ortaya çıktığını belirtti. Downey’nin sokak sanatının radikal olduğuna değinmesi üzerine gelen sokak sanatı politik olmak zorunda mıdır sorusunu sanatçı, kamusal alanda üretilmeye başlandığı anda ister istemez politik bir şey yapılıyor olduğuna dikkat çekti. Bazı üyeleri sanatçı da olan Rusya’daki Voina grubunun ülkedeki yolsuzluğa dair seslerini graffitiyle yükselttiğini belirten Downey, Stockholm’deki bazı grupların bu alanda ilgi çekici işler yaptığını belirtti.

Dünyanın birçok yerinde belediyelerin graffiti sanatçılarına çalışmaları için belirli duvarları tahsis etmesinin, graffiticileri sisteme dahil etme çabası mıdır sorusuna ise Downey, bu uygulamayı kesinlikle onaylamadığını, bunun sokak sanatıyla ilgisi olmadığını söyledi. Bunun çok fazla getirisi olan turistik bir sistem olduğunu, her şehrin turist çekmek için graffitilerle dolu kocaman duvarlar istediğini belirten Downey sözlerine şöyle devam etti: “Buna tamam diyen graffiticiler kendi reklamlarını yapmak için bu yöntemi seçiyorlar. Çünkü bu satması çok kolay ve iyi bir PR yöntemi, kendi isimlerini duyurmak için bu şemsiyenin içine girmek istiyorlar. Bu yüzden graffitiyle, sokak sanatıyla ve radikalizmle ilgisi olmayan bu yola giren graffiticileri eleştiriyorum.”

Tunç Dinçtaş ise bu konuya farklı ve ilginç bir cevap verdi: “Belediyelerin tahsis ettiği duvarlara iş yapanlar başka duvarlara yine geceleri iş yapıyorlar. Hall of fame’ler bence varolmalı çünkü bu duvarlarda rahat çalışabiliyorsunuz, tekniğinizi geliştirebiliyorsunuz. Çünkü geceleri hızlı çalışmak zorunda olduğunuz için buna fırsatınız olmuyor. O yüzden ben bunun sisteme dahil olmakla ilgisi olduğunu düşünmüyorum.”

Büyük kurumların sponsoru olmasına karşı olduğunu belirten Downey’nin aksine, Adidas’la sponsorluk çalışmaları yapan Dinçtaş, bunun para kazanmak ve hayatını idame ettirebilmek için gerekli olduğunu belirtti: “Yaşamınızı sürdürmek ve kaynak sağlamak için böyle bir işe girişebiliyorsunuz. Markalar gençlere yaklaşmak için sizin yaptığınız işi kullanmak istiyorlar.” Downey ise markaların bir sanatçı olarak vermek istediği mesajı umursamadıklarını, sanatını kendileri için kullanmak istediklerini belirtti.

Lewisohn’ın 2008 yılında Tate Modern’de küratörlüğünü üstlendiği sergide olduğu gibi sokak sanatının müzeler tarafından “içeri” alınmaya çalışılmasının ne kadar doğru olduğu sorusuna ise sanatçılar, müzenin böyle bir sergideki maddi beklentisini ön planda tutmadığı müddetçe bu tarz sergilerin çok da sakıncalı olmadığını belirttiler.

1970’lerde New York metrosunda doğduğu günlerden bu yana graffiti, hip-hop kültürüyle el ele büyümesi, tüm dünyada büyük bir hızla yayılması, Berlin Duvarı ve İsrail – Filistin duvarında gördüğümüz gibi siyasi mücadelenin aracı haline gelmesi, popüler kültürün en çok kullanılan malzemelerinden biri olması ve internetin kapsama alanına girmesiyle çok değişti ve graffitiye bambaşka anlamlar yüklendi. Downey ve Dinçtaş gibi graffiticilerin bile graffitinin temel mevzuları hakkında aynı fikirde olmaması gösteriyor ki graffitinin politik olması zorunlu mu, kapitalizm ve metalaşmayla ilişkisi hangi oranda olmalı, hangi noktaya kadar ezilenin sesi olabilir soruları hala tartışılası. Panelin bir noktasında Lewisohn’ın graffitinin “kamusal olanı oyun alanına” çevirdiğini belirtmesi gösteriyor ki, seçtikleri kurallar farklı da olsa, en azından kurallarını kendi belirledikleri, siyasi olsun olmasın istedikleri mücadeleyi yürütebildikleri, kamusal olanı kendilerine özelleştirdikleri, sınırları sokak olan bir oyunu oynama özgürlüğünü elinde tutanlardır graffiticiler…

1 Comment

  • Cevapla Haziran 7, 2012

    Atakan

    Downey abi de her şeye karşı galiba. Bizim çarşı’dan mı bir sorsaydınız? :))

Leave a Reply