“TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM UYANIYOR”

IMG_5873

11.Haziran.2013’te Milliyet’te yayınlanan röportajımın tamamı…

Gezi Parkı eylemlerini yazmak için kendi isteğiyle gelen Guardian’ın ödüllü yazarı Luke Harding, İstanbul’da sorularımızı yanıtladı. Delhi, Berlin, Afganistan, Irak ve Libya‘dan bildiren Harding, çalıştığı Rusya’da muhalif yazıları dolayısıyla sınır dışı edilmişti. Londra’da çalışan Harding’in son kitabı ise “Mafya Devleti: Bir muhabir nasıl acımasız yeni Rusya’nın düşmanı oldu.” Harding, olayların büyüdüğünü fark edince İstanbul’a gelmek için gönüllü olmuş.

Gezi Parkı’nda neler gördünüz?

Kişisel özgürlüklerine müdahale olduğunu düşünen, özellikle gençlerin, ama çoğunlukla da herkesin katıldığı kendiliğinden gelişen bir protesto bu. Erdoğan’ın yönetim şeklinin agresif olduğunu düşünüyorlar. Erdoğan’ın modern dünyayı anlamadığını söyleyebiliriz, Facebook’u, Twitter’ı anlamıyor. Dünyanın birçok ülkesini dolaştım, kendi ülkem İngiltere’yi de işin içine kadar şöyle bir yönelim gördüğümü söylebilirim: Ne zaman ki bir lider görevde on yıldan fazla bir süre kalırsa, “süper adam ya da süper kadın” olduklarını düşünmeye başlıyorlar. Margaret Thatcher, Tony Blair, Vladimir Putin için böyle oldu. Cuma günü Başbakan Erdoğan’ı dinliyordum ve aynı şeyin kendisi için de gerçekleştiğini gördüm.  Bana göre Türkiye’de neler olup bittiğiyle ilgili görüşleri yanlış ya da yanlı. Gezi Parkı’nda benim gördüğüm insanlar çapulcu değil, sorun yaratan insanlar değil. Aslında hatta onlar için elit bile diyebiliriz. Bir anlamda ülkenin geleceği onlar. Yaratıcı ve eğitimli sınıflar. Hükümetin önerdiği çözümden memnun değiller. Bu gerçekten çok heyecanlı. İstanbul’da dolaşarak bu kadar insanın nasıl politikaya katıldığını, tartıştıklarını, eğlendiklerini, ıslık çaldıklarını görmek gerçekten çok keyifli.

Arap Baharı yorumları için ne dersiniz?

Bunun Arap Baharı olduğunu düşünmüyorum. Olaylar yaşanırken Libya ve Suriye’deydim. Bu bir Arap Baharı değil çünkü Türkiye bir demokrasi. Erdoğan da her zaman tepkinizi seçimlerde verin diyor. İnsanlar ona oy veriyor ve popüler bir lider. Ama yine de otoriter bir eğilimi olduğunu söyleyebiliriz. Devleti daha az Kemalist ve daha çok İslamcı kılmak için “sosyal mühendislik” yapıyor. Türk ulus devleti kimliğinin Atatürk çizgisinden mi gitmesi yoksa AKP ve Erdoğan’ın istediği gibi muhafazakar mı olması şeklinde bir mücadele var. Erdoğan konuşmasında seçimleri kazandıktan sonra “milletinin iyiliği için” her şeyi yapabileceğini söylüyor. Aslında demokrasi böyle bir şey değil. Cuma günü de AB bunu hatırlatmaya çalıştı. Tabii ki yönetip kararlar almak zorundasın, ancak demokrasi dinamik bir süreç. Herkesi dinlemek zorundasınız. Bu noktada olması gereken Başbakan’ın korumalarıyla Gezi Parkı’na girmesi, protestocularla konuşması, onlarla çay içmesi ve açıkça tartışması olacaktır. Ama içinde bulunduğu zihinsel dünyanın böyle bir şeyi yapmasına izin vermeyeceğini düşünüyorum.

Erdoğan’ın Putin’e benzediğini düşünüyor musunuz?

Erdoğan ve Putin arasında yüzde yüzlük bir kıyaslama yanlış olur. Rusya’daki seçimler şaka gibi. Putin her seçimde hile yapıyor. Seçimler adil ve özgür değil. Muhalefeti ezip geçiyor. Sistem farklı. Putin, Rusya’yı kurtarmak için tarihi bir görevde olduğunu ve Rusya’yı ancak kendisinin kurtarabileceğini düşünüyor. Erdoğan’da da benzer bir düşünce var. Ancak kendisinin Türkiye’yi büyük bir  ekonomik olarak başarılı, bölgesel ve uluslararası güce dönüştürebileceğini düşünüyor. Böyle bir yolda olduğu için “kısa yolları” kullanabileceğine inanıyor. Hayat da demokrasi de düz bir çizgide ilerleyemiyor. Karşısına yapmak istediğini engelleyen insanlar çıktığında onları ezip geçecek mi yoksa onlarla bir araya mi gelecek?

Uluslar arası basın ile ilgili Erdoğan’ın söyledikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uluslararası medyayla ilgili söylediklerine gelince, saygısızlık etmek istemem ama gerçekten olan bitenleri ona anlatacak iyi danışmanlara ihtiyacı var. Uluslararası medya olarak bir yalan söylemiyoruz. Sadece mesleğimizi yapıyor ve haber yazıyoruz. Twitter’la ilgili görüşleri de çok gülünçtü. Twitter yalanları yaymak için yapılan bir makine değil. Bu dünyanın bir parçası ve dünyayı olduğu gibi yansıtıyor. Putin de aynı, interneti anlamıyor, Twitter’ı anlamıyor ve kullanmıyor. Dünya değişti. Birbirine bağlanan ve sürekli iletişim halinde olan bir dünyada yaşıyoruz. Gezi Parkı’nda olanları Türkiye’deki televizyonların vermemesi ise utanç verici. 30 yıl önce olanlara sansür uygulayabilirdiniz ama şimdi hayır. Herkesin akıllı telefonu var.

İngiltere bu eylemlere nasıl yaklaşıyor?

Gezi Parkı eylemleri İngiltere’de uzun zamandır Türkiye’yle ilgili yapılmış en büyük haberlerden. Türkiye Suriye’de olanlardan ötürü sürekli gündemdeydi ama böyle değil. Çok az uyuyor, çok çalışıyorum, gerçekten çok iştah açıcı bir durum. Guardian için Erdoğan’ın AB’yi ikiyüzlülük ve çifte standart uygulamakla ilgili eleştirilerine yönelik bir makale yazdım ve internette bu yazı yaklaşık 500 yorum aldı. İnsanların konuyla ilgili tartışmalarına çok seviniyorum ve çok canlı bir tartışma yaşanıyordu. Herkes çok ilgiliydi.

Eylemlerin yakın geleceği için ne dersiniz?

Kötü haber şu ki er ya da geç Gezi Parkı bir şekilde insanların boşalttığı bir anda, bir hafta, iki hafta, iki ay, öğrenciler gidince yıkılacak. İyi haber ise sivil toplum Türkiye’de uyanıyor. Heyecanlı, dinamik, karşı konulamaz bir şekilde tartışmalar, dayanışma var. Medya ya da siyasi süreç görmezden gelse de sesler burada. Erdoğan için en büyük soru işareti onları görmezden mi geleceği yoksa onlara yakınlaşacak mı? Economist dergisinin bu haftaki kapağında sorduğu gibi, Erdoğan demokrat mı yoksa sultan mı olacak?

İlk siz yorum yapın