DON’T CRY FOR ME ARGENTINA!

christina and nestor kirchner

 

Başlığa bakıp da konunun Madonna’nın Evita’daki oyunculuğuna dair tartışmalarla ya da Antonio Banderas’ın varlığının film hakkındaki eleştirileri engelleyemediğiyle ilgili olduğu yanılsaması oluşmasın. Bilenler bilir, Eva Peron’un yan tarafta gördüğümüz, mikrofona tutkuyla konuşurkenki fotoğrafı pek meşhurdur. Juan Peron’la evlenerek vakti zamanında Arjantin’in First Lady’si olan Eva, hem tapılan hem yerden yere vurulan, ülkenin yakın siyasi tarihinin en çok tartışılan ve en meşhur kadınlarından biridir. Ama bizim konumuz Eva değil; konumuz ülkedeki kadınların Eva’ya çok şey borçlu olduğunu söyleyen bugünün Arjantininin seçilen ilk kadın başkanı Cristina Fernández de Kirchner. Daha doğrusu dünya siyasetinin en güçlü kadın figürlerinden olan Thachter’a kadar uzanan hikayemiz bundan 30 yıl öncesine, Falkland ya da Arjantinlilerin deyişiyle Malvinas Adaları savaşına kadar uzanıyor.

Geçen haftanın başında bahsi geçen savaşın 30. Yılı, Arjantin ve Britanya’da törenlerle anıldı. Bu törenler gösterdi ki konu hakkında iki ülke arasındaki gerilimde bir gerileme yok. Hatta işlerin daha bile kızıştığı söylenebilir. İki ülke arasındaki bu gerilimin temeli, Britanyalılar tarafından yönetilen Falkland / Malvinas Adalarının, 1982 yılında Arjantinliler tarafından işgal edilmesiyle başlıyor. O sıralarda Arjantin’i yöneten cunta lideri Leopoldo Galtieri, güç gösterisi yapmak amacıyla adaya asker çıkarıyor. İki ülke arasında 74 gün süren savaş sonunda 650 Arjantinli ve 255 İngiliz askeri hayatını kaybediyor. Nasıl ki Galtieri adayı ele geçirmeyi iktidarını sağlamlaştırmak için bir adım olarak görüyorsa, madalyonun öteki yüzünde Britanya’yı yöneten Thatcher da büyük bir muvaffakiyetle adayı elinde tutmasının yaklaşan seçim öncesinde kendisine büyük bir koz vereceğini biliyor. Nitekim Thatcher popülerliğine popülerlik katıyor ve ertesi yıl düzenlenen seçimlerde tekrar kazanıyor.

Bu hikayede adları geçen üç kadını bir araya getiren unsurlara gelecek olursak…

Iron Lady” lakaplı ve 11 yıl olmak üzere Britanya’yı en uzun süre yönetmiş başbakan ünvanına sahip Thatcher’ın siyaset arenasındaki demir yumruğunun izdüşümünü bugün Kirchner’de görebiliyoruz. Hukuk eğitiminin ardından siyasete atılan Christina Fernández de Kirchner, kocası Néstor Kirchner’in başkanlık görevinde kaldığı süre boyunca kocasından desteğini esirgemedi ve ikisi Arjantin siyasetindeki Peronizm akımınının güçlü çifti olarak görüldüler. Kocası Juan Peron’un yanında, tutkulu bir şekilde siyaset sahnesinde yerini alan Eva Peron gibi ilk kez First Lady olarak başkanlık sarayına adım atan Cristina Fernández de Kirchner, bugün ülkeye başkan olarak hizmet ediyor. Her ne en büyük destekçisi olan kocası Néstor Kirchner’ı kanserden kaybetmiş olsa da, Arjantinlilerin seslendiği adıyla Christina bugün hala etkili bir şekilde ülkeyi yönetmeye devam ediyor.

Tekrar Falkland / Malvinas Adaları savaşına dönecek olursak, bundan otuz yıl önce savaşı kaybetmesine rağmen Arjantin’in adalar üzerindeki iddiası hiçbir zaman sona ermedi. Adalar üzerinde birkaç şirketin petrol aramak için sondaj işlemleri başlattığı iddiası üzerine Arjantin Dışişleri Bakanı Héctor Timerman, Londra ve New York borsalarına bir mektup yollamış, mektupta şirketlerin yürüttüğü bu eylemlerin yasal olmadığını belirtmiş, şirketlerin uyarılmasını talep etmiş ve Arjantin’in mahkemeye gidebileceğini söylemişti. Britanya ve Arjantin arasında zaten gergin olan ilişkiler, geçen ay tahtın ikinci vârisi Prens William‘ın Britanya tarafından adalara göreve gönderilmesi üzerine daha da gerildi. Savaşın 30. yıl anma törenlerinde konuşan Kirchner, Britanya’nın adadaki varlığının saçma olduğunu belirtti ve bu sömürgecilik hareketlerinin artık sona erdirilmesini istediğini söyledi.

Neden Arjantin adalar üzerindeki iddiasını son zamanlarda eskisine nazaran daha yüksek sesle dile getirmeye başladı sorusuna İngiliz ve Amerikalı kaynaklar, Kirchner’in ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıya çare bulmak istemesi olarak yorumluyor.  Adalarda bulunan balıkçılık gibi doğal geçim kaynakları ve petrolün varlığına dair işaretler, adalar yönetiminin Arjantin’e geçmesiyle ülkenin ferahlayacağını gösteriyor. İşgal zamanında her ne kadar Arjantin diğer Latin Amerika ülkeleri tarafından desteklenmediyse de, bugün Brezilya da dahil olmak üzere Kirchner birçok Güney Amerika ülkesini kendi tarafına almış durumda. Independent gazetesinde çıkan bir habere göre savaş sırasında Britanya tarafından Arjantin’e ait bir geminin batırılması için elde edilen istihbaratın, Pinochet yönetimindeki Şili’den geldiği iddiası, Britanya’nın ada yönetimine dair meşruluğunu sorgulatıyor. Britanya başbakanı David Cameron ise adanın kaderinin ancak ada halkı tarafından tayin edilebileceğini ve ada halkının Britanya yönetimini istediğini vurguluyor.

İki devletin de adalar üzerinde hak iddia etmesinin temelinde, yıllar önce adaya ilk kim ayak basmıştı tartışmaları bulunuyor. Adaları kimin yönetmesi gerektiğine dair tartışmaların bu iddialar çevresinde yapılmasının ne kadar meşru olduğu bir yana Leopoldo Galtieri’den Thatcher’a, sonraki yıllarda Britanya başbakanı Gordon Brown’dan bugün Kirchner’e kadar daha birçok Arjantinli ve Britanyalı liderin hem iç hem de dış politikalarında adaların belirleyici bir yer tutacağı aşikar. Hakkında en son çıkan, kanser olduğuna dair haberleri yalanlayan Kirchner’in, Evita filminde Madonna tarafından canlandırılan Eva Peron’ın “Don’t cry for me Argentina!” diye balkondan Arjantin halkına seslendiği sahnedeki gibi adalara dair iddialarını daha uzun bir müddet ateşli bir şekilde savunması bekleniyor. Kirchner’in arkasında kendisine destek veren Sean Penn ve Roger Waters gibi isimler varken uluslararası kamuoyunun kendisini dikkatle dinleyeceği kesin.

1 Comment

  • Cevapla Nisan 9, 2012

    Atakan

    Cok basarili bir yazi olmus, cok tebrik eder, yazilarinizin devamini dilerim.

Leave a Reply