BUİKA’NIN İÇİNDE YAŞADIĞI DERİ

buika

“Arada da şahane Buika’nın şarkısını söyleyişini dinlemek mümkün; bir tecavüz sahnesine döşenmiş – döşenecek en romantik ve hüzünlü fon müziği olarak” demiş Fatih Özgüven 05.01.2012 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki yazısında, pek de güzel söylemiş. Bahsettiği sahne Pedro Almadovar’ın La  Piel que Habito yani İçinde Yaşadığım Deri filminde geçiyor. Özgüven’in yazısında, birçok Almadovar hayranını hayal kırıklığına uğratan Kırık Kucaklaşmalar filmine de gönderme var. Çoğu hayranının kalbini bu filmle kıran Almadovar, İçinde Yaşadığım Deri’yle kalpleri tekrar öyle bir fethediyor ki, bu fethediş sancılı, ağrılı ve acımasız oluyor. İçinde Yaşadığım Deri, Almadovar’ın en sarsıcı ve etkileyici filmlerinden biri. Cinsellik, sevgi, aşk, nefret, beden, ilişkiler, en çok da kimlik ve benlik üzerine çok fazla soru sorduruyor, kafaları karıştırıyor, izleyicinin bu sorulara cevap bulmasına izin vermeden, onları öylece ortada bırakarak sonlanıyor.

Kendimi İçinde Yaşadığım Deri’nin sahneleri arasında allak bullak oradan oraya savrulur bulmuşken sıcacık sesiyle karşıma tutunabileceğim tanıdık bir dal olarak çıktı Buika. Buika’yla ilk tanışmam Beyoğlu sokaklarının birinde La Falsa Moneda aracılığıyla olmuştu; sesini duyduğum anda öylece geçip gidememiş, büyülenmiş gibi olduğum yerde kalakalmıştım. Zaten Buika’nın sesini tarif ederken kullanılan sıfatlardan biri de bu, “büyüleyici”. Buğulu, tutkulu, nefes kesici, pek etkileyici bir sesi olan Buika’nın şarkılarında güçlü Flamenko gırtlağı sayesinde hüznü, latin ritimlerini, funk ezgilerini ve jazz esintilerini bulabiliriz. Bu ahengin sebebini, Buika’nın dünyanın birçok farklı yerine uzanan yaşam öyküsünde bulmak mümkün.

Buika aslen Ekvator Ginesi’nden; Afrika’nın en baskıcı yönetimlerinden birine sahip bu ülkeden Buika’nın ailesi politik sebeplerle kaçmak zorunda kalıyor ve İspanya’ya yerleşiyor. Ekvator Ginesi’nde 190 yıllık İspanyol sömürgeciliğine 1968 yılında son veren lider Francisco Macias Nguema, ülkeyi korkunç bir diktatörlük altında yönetmeye başlıyor, bu yüzden ülke nüfusunun üçte biri ülkeden kaçmak zorunda kalıyor. Nguema, Bubi etnik azınlığına karşı soykırım başlatıyor, binlerce muhalifin öldürülmesine karar veriyor, kiliseleri yakıp yıkıyor ve ekonominin güç kaybetmesine sebep oluyor.

Elimizde Buika’nın ailesinin Bubi etnik azınlığına mensup olduğuna dair bir veri yok; ama Buika’nın 1972 Mayorka (İspanya’nın en büyük adası, Akdeniz’dedir) doğumlu olduğunu göz önünde bulundurursak ailesinin Nguema’nın zulmünden kaçtığını anlayabiliriz. Zengin Amerikalıların yaşadığı, Alman ve İngiliz turistlerin kaldığı bu adada hayat Buika ve ailesi için çok da kolay olmuyor. Fakir bir mahallede, Çingenelerin arasında büyüyor Buika; sesinin Flamenkoya yatkınlığının nereden geldiği böylece çıkıyor ortaya. Buika, çocukluğuna dair anılarında, yaşadığı yerdeki tek Afrikalı olmasından ötürü kendisine küçümseyici gözlerle bakıldığını anlatıyor. Buika’nın evinde sürekli Afrika müzikleri çalarken annesi evlerinin duvarının birine boydan boya jazz albümlerinin kapaklarını yerleştiriyor; buradan da Buika’nın müziğine sinen Afrika ve jazz tınılarının nereden geldiğini çözebiliyoruz.

Buika önce Mayorka ve Ibiza’daki barlarda, sonra da Las Vegas’daki kumarhanelerde Tina Turner kılığında şarkı söylüyor. Daha sonra Madrid’e taşınıyor ve burada ilk albümünü hazırlıyor. Asıl çıkışı ise Latin Grammy ödüllü Flamenko yapımcısı Javier Limon ile çalıştığı ikinci albümü Mi Niña Lola (2005) ile oluyor; 2008 Latin Grammy’lerine aday gösterilmesini ve isminin uluslararası anlamda duyulmasını sağlayan ise üçüncü albümü oluyor: Niña de Fuego – Ateşin Kızı.

İçinde Yaşadığım Deri’de sarsıcı bir sahneye eşlik eden Buika’nın sesindeki bizi kavrayıveren hüzün, Afrika’da soykırımlara, Amerika’da başkaldırı olarak jazz’ın ortaya çıkmasına, Buika’nın İspanya’da aşağılanmasına yol açan, içinde yaşadığı siyah deriden kaynaklanıyor. Buika’nın sesindeki hüznün bir ayağı da, kökeninin bulunduğu ülkesine uzanıyor. Ekvator Ginesi bugün ne halde diye soracak olursanız, Nguema’dan sonra yönetimi 1979 yılında yaptığı darbeyle ele geçiren Teodoro Obiang Nguema Mbasogo, ülkeyi aynı acımasızlıkla yönetmeye devam ediyor.  BM, ülkedeki zengin petrol rezervlerine rağmen ancak nüfusun yarısının temiz su kaynaklarına ulaşabildiğini ve ülkede yaşayan çocukların yüzde yirmisinin daha beş yaşına varmadan öldüğünü açıklıyor. Ülke, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi organizasyonlar tarafından insan hakları ihlalleri açısından en kötü ülkeler listesinde bulunduruluyor. Ülkesinde bunlar olup biterken Buika, “üç boyutlu bir biseksüel” olduğunu “duygusal diktatörlüklere karşı şarkı söylediğini” belirterek açıklıyor: “Aşk ve sevgi adına bir insanın diğerine üstünlük kurmasına karşıyım.”

http://www.youtube.com/watch?v=YQdGSa-x2rw

İlk siz yorum yapın