“CHAVEZ’İN YOKLUĞU SİYASETTE RENK KAYBINA YOL AÇACAK”

C21

08.03.2013′de Milliyet’te yayınlanan röportajımdan…

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez‘in ölümünün ardından ülke ve bölge politikasının nasıl etkileneceğini Latin Amerika uzmanı, Galatasaray Üniversitesi‘nden Yrd. Doç. Dr. Selcan Serdaroğlu ile konuştuk. Serdaroğlu, Venezuela’da yakın zamanda sistemi ayakta tutan bir portre çizeceğini, fakat ilerleyen yıllarda neler olabileceğini kestirmenin zor olduğunu dile getiriyor.

Ülkedeki güç dengelerinde neler olacak?

Orta ve uzun vadede neler olabileceğini kestirmek zor. Ama kısa vadede sistemin devam ettiğini kanıtlamak için parti içindeki dengesizlikler, sorunlar en azından bir iki yıl bir kenara konulacak diye düşünüyorum. Başkan Yardımcısı Nicolas Maduro görevi geçici olarak devraldığında Meclis Başkanı Diosdado Cabello ile arasında bir sürtüşme olduğu söylense de sistemin devam etmesi için işbirliğinde olacakları imajını vermeye çalışıyorlar. Partinin bir sonraki stratejisinin belirlenmesi için bu hava bir süre daha sürecektir. Chavez’in yokluğu elbette muhalefeti heyecanlandıracak büyük belirsizliklere yol açacaktır. Muhalefet lideri Henrique Capriles Radonski, son seçimlerde fena bir başarı elde etmemişti. Belki orta vadede iktidar değişikliği de olacaktır, nüfusun önemli bir kısmı hiçbir zaman Chavez’den memnun olmadı. Onların geri dönüşüyle görece dengeli bir siyaset olabilir, bazı siyaset bilimcilerin söylediği gibi otokratlığa dönmüş bir sistemden daha dengeli, denetim mekanizmalarının daha iyi işlediği bir sisteme dönüş olabilir.

Bölge politikaları nasıl etkilenecek?

Herkes aslında Castro’dan sonra Küba ne kadar dayanabilir diye bekliyordu. Ama orada çok daha oturmuş bir sistem var, Venezuela’daki daha riskli. İki ülke de hem demokrasi hem ekonomik bir sorun olarak, enerji piyasalarının dışa kapalılığı bakımından ABD’nin hedefinde. Bütün bu dönüşümün sağlam olmadığı ortaya çıkarsa benzer etkiler diğer Latin Amerika ülkelerinde de yaşanacaktır. Chavez’in özellikle elinden tuttuğu belli liderler var bölgede. Onlar açısından da meşruiyetleri ve iktidarlarının devamı bakımından sorunlar ortaya çıkacaktır. O yüzden Chavez’in yokluğundan siyasi iç dengeler bakımından etkilenecek ülkeler var, Bolivya başta olmak üzere.

Chavez’in lideri olduğu Latin Amerika ekonomik işbirlikleri ve ‘bölgedeki sosyalizmin sonu gelecek’ kehanetleri için ne dersiniz?

Bölgedeki sosyalizmin sonunun geleceğini düşünmüyorum. Başka bir şeye dönüşmesi bakımından belki birtakım açılımlar ortaya çıkacaktır. 21. Yüzyıl Sosyalizmi’nin toptan bütün kriterleri değil ama bazı uygulamaları, Güney Amerika ülkelerinin pek çoğunda öyle ya da böyle benimsenmiş durumda. En önemlisi de yoksullukla mücadele. Doğrudan etkilenen tarafların karar alma süreçlerine katılımının sağlanması, özyönetim birimlerinin kurulması gibi uygulamalar var. Bunlar geri dönüşü olabilecek şeyler değil, çünkü ülkelerin toplumsal örgütlenmelerine de uygun. Ekonomik bölgeselleşme açısından bakıldığında Güney Amerika’da iki farklı dinamik var. Bir tanesi liberal küresel ekonomiye eklemlenme amacı taşıyarak bölge ekonomilerini de koruyan bir tür bölgeselleşme. Öteki de Chavez’in önerdiği Latin Amerika için Bolivarcı Alternatif (ALBA). ALBA’ya dışarıdan baktığımızda çok ideal, ütopya diyebileceğimiz uygulamalar içeriyor, bir yandan yapılabilir tarafları da var. Çünkü piyasalar arası anlaşma değil, halklar arası bir anlaşma; ticaret değil değiş tokuş ve paylaşım üzerine kurulu. Chavez bunu özellikle petrol alanında başlatmıştı, Orta Amerika ülkelerine ucuz petrol satarak. Hatta ABD’deki bazı yoksul eyaletlere de ucuz petrol satışı yapıyordu. Bu tip uygulamalar belki ortadan kalkabilir, çünkü bunlar doğrudan Chavez’in dünya görüşüne uygun olarak kabul ettirebildiği şeylerdi. Diğer yandan ALBA çok da yaygınlaşamadı. Onun için Chavez de küresel ekonomi içerisine eklemlenmeye çalışan MERCOSUR gibi diğer oluşumlara yaklaşıyor ve önem veriyordu.

Chavizmo hayatta kalacak mı?

Bunu ölçebilmek şu an mümkün değil. Sağ ve soldan, bütün kıtaya dünya görüşünü, ekonomik ve siyasi ilkelerini kabul ettirebilmiş birçok lider var. Bir yanda Castro var, bir yanda Augusto Pinochet de var. Şili’de Pinochet gittikten sonra, bütün kıtada Pinochetsiz bir “Pinochetizm”in geçerli olduğunu “liberal ekonominin Latin Amerikacısı” şeklinde gördük. Lider kültü bakımından incelediğimizde Castro ve Chavez, “caudillo” yani “askeri gücü, silahlı gücü kullanmayı bilerek, önce bölgesel sonra siyasi sistemin bütününe etki edebilen lider” olarak tanımlanıyorlar. Chavez’siz Chavizmo’nun yaşayıp yaşayamayacağı toplumun hafızasıyla ve dış dünyayla ilişkisinin ne kadar geçirgen olduğuyla ilgili. 21. Yüzyıl Sosyalizmi’nin ilelebet yaşamasını sağlayacak toplumlar kalır mı, orası tartışmalı. Yoksulların sisteme entegre edilmesi gibi bir sürü unsur yaşamaya devam edecektir, çünkü ekonomik popülizm Güney Amerika’nın bağımsızlığından beri sisteme dahil olmuş bir özellik. Fakat dış politikada kayıplar olacaktır.

Chavez’in halkı tarafından sevilen bir lider ve eleştirilen bir diktatör olmak üzere iki farklı yüzü var.  Hangisi gerçek Chavez?

Nefret eden kesim ekonomik işleyişin değişmesinden özellikle de ABD ile siyasi ve ekonomik ilişkilerin bambaşka bir şeye dönüşmüş olmasından endişe eden, “imtiyazlarından vazgeçmekten korkan” ekonomik elitlerin söylemiydi. Bir yandan bir tür kurtarıcı baba figürü olarak da görülen bir lider. Toplumsal ya da bireysel çıkarların ne olduğuna bağlı olarak Chavez’in kim olduğu sorusunun cevabı farklı olabilir. Son zamanlarda Chavez’in yansıttığı kişi iktidarının başındaki kadar dünyaya tepeden bakan bir lider değildi. Halkıyla ilişkisi her zaman sevecen ve ilgili ama hastalığıyla bağlantılı olarak Venezuela ve Güney Amerika dışındaki dünyaya bakışına alçak gönüllülük gelmiş gibiydi. Yokluğu en azından siyasette çok büyük bir renk kaybına yol açacak.

Chavez ülkenin ekonomik sistemini petrol gelirlerine dayamakla suçlanıyordu, ne dersiniz?

Güney Amerika ekonomilerinin genel sorunu bir sektöre dayanmaları, bunu aşmak için sürekli programlar uygulamaya çalışmaları ve çoğu zaman başarısız olmaları. Başarılı olanlar zaten yükselen yeni ekonomi olarak değerlendiriliyor. Venezuela’nın da kaderi hem ekonomik hem petrol diplomasisi anlamında petrole dayanıyor. Gelir dağılımında eşitliği sağlamak açısından petrole dayalı ekonomiyi dönüştürmek önemliydi. Venezuela, ABD’nin üçüncü büyük tedarikçisiydi. Chavez, gelirin toplumsal refaha yansımasının düzeltilmesi bakımından bir tür “dayanışmacı ekonomi” sistemini yerleştirmeye çalıştı. Öte yandan tek bir sektöre bağlı bir ekonomi olması bakımından sakıncaları var. Sanayileşme bakımından, ki Güney Amerika’nın hala en büyük sorunlarından, yanal etkileri oldu mu çok emin değilim. Bu sektörün yanal etkilerini başka sektörlere aktararak topyekûn bir kalkınma gerçekleştirebilirdi, öyle olamadı. Tanrı’nın O’nu almasını istememesinin sebeplerinden biri de bu eksikleri gidermek olabilir.

Chavez’in dış politikası nasıldı?

Anti-emperyalist ve anti-Amerikan olduğunu zaten biliyoruz. Birincisi Venezuela ve Güney Amerika halkları açısından uluslararası ilişkilerde bir tür demokratikleşme ve eşitlik peşindeydi. Güney Amerika ülkeleri vatandaşlarının birtakım toplumsal psikolojik sorunlarından bahsedilebilir, bitmek bilmeyen bir aşağılık duygusu vardır, özellikle de Kuzey Amerika ve eski sömürgecilerle karşılaştırıldıklarında. Chavez bölgede nüfuz alanı oluşturmaya çalışan eski sömürgeci ülkelere ve ABD’ye karşı Güney Amerika’nın onurunu yansıtmak görevini üstlenmişti, o bakımdan da Bolivarcıydı. İkincisi, sistemin dışına itilen, marjinalize edilen liderlerle ve ülkelerle işbirliğini sürdürmesi yine Amerikan tek taraflılığı ve bunun küresel sistem olarak kabul edilmesine karşı çıkışıyla ilgiliydi. “Diplomasi ve diyalog tüm ülkelerle sürdürülmeli, bazı ülkeler ABD istediği için sistem dışında, silahlı baskı ve tehdit altında tutulup hizaya getirilemez” diyordu. Diyalog görevini üstlenip bunun olabileceğini göstermeye çalıştı. Bu bakımdan da uluslarararası ilişkilere bir katkısı var. Chavez’in bunun yapılabileceğini göstermesi Brezilya ve Türkiye’nin İran’ın nükleer enerji edinme sorunuyla ilgili diplomatik atağı başlatmasında bir etki yaratmıştır diye düşünüyorum.

İlk siz yorum yapın