15 TEMMUZ’UN ARKASINDAKİ GİZLİ GÜÇ

40138

29.07.2016′da Business HT haber sitesinde yayınlanan yazım…

 

Türkiye’nin ‘demokrasi tarihi’ açısından bir dönüm noktası olarak tanımlanan 15 Temmuz, demokrasinin güçlenmesini sağlayabilecek sosyal medyanın da artık yeni bir siyasi aktör olduğunu gösterdi

 

“Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak”

Hafızalarımıza kuvvetli bir şekilde kazınmış bir sözdür Gil Scott-Heron’un 1970’de yazdığı bu şarkı sözleri… 1960’lı yıllarda doruklarında bulunan Afrika-Amerikalıların insan hakları mücadelesine atıfta bulunan şarkı, kimilerine göre devrim olsa bile televizyonların bunu yayınlamayacağını anlatır. Kimileri ise şarkıdan devrimin televizyonda gerçekleşmeyeceği mesajını alarak insanları örgütlenerek sokağa çıkmaları doğrultusunda teşvik eder.

Yıllar sonra ise aynı başlığı, iki İrlandalı yönetmenin Hugo Chavez’e karşı muhalif hareketin güçlendiği 2002 yılında Venezuela’ya gidip darbe girişiminin ortasında kaldıkları belgeselin ismi olarak gördük. Efsanevi Venezuelalı lider Chavez ile yedi ay geçiren belgeselciler, Chavez’in sadece iki gün tutsak kaldığı başarısız darbe girişimini yakından belgelemek şansına eriştiler.

Televizyondan takip edilen ilk savaş olarak yakın tarihe geçen Vietnam Savaşı ise 1960’lı yıllarda Amerikalıları televizyon başına kitlediği gibi ikonik anlarıyla hafızalara kazındı. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali, televizyon yayını cephesinde büyük ses getirirken ABD basını yanlı bir gazetecilik yaptığı gerekçesiyle çokça eleştirildi.

Televizyon, radyo ve gazete gibi kitle iletişim araçlarının tarihin gidişatına yaptığı müdahaleler ve toplumları yönlendirme etkisi çok uzun bir zamandır tartışılıyor. İnternet ise haber akışını tek yönlü olmaktan kurtardığı için iletişim açısından devrim niteliğinde bir unsur olarak ortaya çıktı. Özellikle bloglarla beraber vatandaşlar sadece haber alan değil haber üreten tarafa da geçmiş oldu.

Türkiye yakın tarihinin en sarsıcı gecelerinden biri olan ve hafızalarımızda edindiği “şiddetli” yeri uzun bir süre koruyacak olan 15 Temmuz gecesine geldiğimizde ise yine kitle iletişim araçlarının tarihi bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CNN Türk ekranlarına çıkarak sokağa çıkılması yönünde Türkiye’ye yaptığı çağrı, gecenin önemli bir dönüm noktası olarak beliriyor.

Ancak 15 Temmuz’u, yazının başında ortaya attığımız “Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak” sözünü çürütürcesine toplumsal hareketleri yönlendirmesi açısından televizyonu kritik bir yere yerleştirmesinden ziyade başka bir özelliği daha farklı kılıyor. O da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın televizyon bağlantısını FaceTime üzerinden gerçekleştirmesi…

PERISCOPE İLE YAYIN OLMAYINCA

CNN Türk Ankara temsilcisi Hande Fırat, Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman’a verdiği röportajında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı ve canlı bir şekilde televizyona yansıyan görüşmesinin ayrıntılarını anlatırken ilk önce Cumhurbaşkanı’nın özel kalem müdürü Hasan Doğan ile görüştüğünü ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Marmaris’ten bir canlı yayın yapacağını öğrendiğini söylüyor.

Gerisini Hande Fırat’ın ağzından aktaralım: “Hasan’ı tekrar aradım, ‘Açıklama yapacaktınız ne oldu?’ dedim. Sesi bir tuhaftı. ‘Pek öyle gelişmedi olaylar Hande’ dedi. ‘Ne oldu?’ dedim. ‘Açıklama yapacak durum yok, biz Periscope’tan yayın yaptık!’ dedi. ‘Periscope’tan ne yayını? Hiçbirimizin haberi yok! Nereden alacağız biz o yayını? Cumhurbaşkanı konuştuysa mutlaka vermeniz lazım’ dedim. ‘Periscope’un varsa Periscope’tan yayın yap!’ dedi. Benim o beyaz telefonda da Periscope yok ama FaceTime var.”

11 yaşındaki kızıyla FaceTime üzerinden konuştuğu için Apple’ın bu uygulamasını bilen Fırat, ısrar etmesi üzerine o tarihi görüşmeyi televizyondan canlı bir şekilde gerçekleştiriyor. Yine aynı röportajda belirtildiği üzere Marmaris’teki çatışmalar üzerine bir açıklama yayınlayamayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, haber ajanslarının kameraları karşısına çıkamasa da tüm dünyaya FaceTime aracılığıyla sesini duyuruyor.

Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bu bağlantı sosyal medya üzerinden sıkça paylaşıldığı gibi o sırada TBMM’deki milletvekilleri de Periscope’tan canlı yayın yaparak hem televizyonlara bağlanıyor hem de sosyal medya üzerinden Türkiye’ye sesleniyor. Darbeci askerlerin uyguladığı şiddet ve sokaklarda direnen halkın görüntülerinin de hızlı bir şekilde sosyal medyadan yayılması ile mobilizasyon daha da hızlanıyor.

KLASİK YÖNTEM İŞE YARAMADI

Ünlü ekonomist Mohamed A. El-Erian, Bloomberg’e yazdığı “Sosyal medya Türkiye’deki darbenin bozguna uğramasını nasıl sağladı” başlıklı yazısında “standart darbe el kitabında” yazıldığı gibi bilginin kontrolünü ele geçirmeye çalışan darbecilerin bunu yapamamasındaki en büyük etkenlerden birinin sosyal medya ve mobil teknoloji olduğunu söylüyor.

Devlet televizyonunu ele geçirmeye çalışan darbecilerin klasik yollarla söylemi şekillendiremediklerini söyleyen El-Erian’a göre sosyal medya üzerinden muhaliflerin ve dünya liderlerinin tepkisini ortaya koyması girişimi zayıflattı: “Toplum, ülkenin şu anı ve geleceğiyle ilgili olarak pasif alıcılar olmaktan çıkıp proaktif katılımcılara dönüştü. Ele geçirilen medya kaynaklarından aktarılan bilgiye karşı çıkarak, orta seviyede küçük bir grup askerin önceden ilan ettiği zaferin gerçekliğe dönüşmesini engelledi.”

Sosyal medyanın toplumsal hareketler üzerindeki etkisi yeni bir olgu değil. Bize yakın coğrafyanın özellikle Arap Baharı olarak tanımlanan eylemlerle tecrübe ettiği sosyal medyanın mobilizasyon etkisini biz de Türkiye’deki Gezi eylemleriyle güçlü bir şekilde gördük. Hatta Periscope’un İranlı kurucusu Kayvon Beykpour, 2013’te Taksim’deki Gezi Parkı eylemlerini gördükten sonra mobil cihazlar üzerinden bütün dünyaya canlı yayının yapılacağı bir uygulama fikrini bularak Periscope’u hayata geçiriyor.

YENİ MEDYA EYLEMLERİ DEĞİŞTİRDİ Mİ?

Peki teknoloji ve internetle gelen yeni medya araçları toplumsal hareketlerin özünü ne kadar değiştirmeyi başardı? Ünlü Amerikalı sosyolog Charles Tilly, bunu anlamak için 21’inci yüzyıldaki toplumsal hareketlerle öncüllerini kıyaslıyor ve teknolojinin sosyal hareketlerin özünü etkilemediğini; bu dönüşümlerin yine siyaset ve toplumlarda gerçekleşen değişimlerle ortaya çıktığını söylüyor. Tilly’ye göre yeni medya sadece aktivistlerin arasındaki iletişim kanallarının tonunu değiştirerek örgütlenmelerini kolaylaştırıyor.

Tilly, aynı zamanda yüksek teknolojinin iletişim araçlarına erişimde eşitsizliği körükleyebileceğini savunurken siyaset bilimci Lance Bennett ise tam dersine dijital iletişim araçları sayesinde bireylerin daha kolay siyasi kampanyalar ve eylemler düzenleyebildiğini, bunun da ister istemez örgütlenmenin karakterini değiştiğini söylüyor. Bu sayede toplumsal hareketler tek bir merkezden kontrol edilen değil de daha “akışkan” bir yapıya bürünüyor.

Tilly ve Bennett’in makalelerinin yaklaşık 10 yıl önce kaleme alındığını vurgulayarak argümanlarını bir adım ileriye taşıyor ve sosyal medyanın artık dijital iletişim araçlarından daha farklı bir yapıya büründüğünü düşünüyorum. Erdoğan’ın Periscope yerine FaceTime ile gerçekleştirdiği yayın ve bu yayının sosyal medya üzerindeki etkilerine baktığımızda, 15 Temmuz ile mobil iletişim araçları ve sosyal medyanın olayların akışını dönüştüren bir aktör haline geldiğini görebiliyoruz.

BİLGİNİN DEMOKRATİK DAĞILIMI

Özellikle vatandaş gazeteciliği fenomeni, bilginin belirli bir güç odağı tarafından kontrol edilmesinin ve ana akım medyanın tek söz sahibi olmasının önüne geçerek, bilginin demokratik bir şekilde dağılmasını sağlıyor. İletişim açısından yeterli kaynaklara sahip olmayan bireylerin ya da oluşumların kendine bir yer edinerek kuvvetlenmesini sağlayan sosyal medya, Yunan demokrasisinde gördüğümüz gibi bir arenaya dönüşüyor.

Sosyal medya üzerine son yıllarda yaptığım gözlemler ve hakkında okuduklarım, diğer kitle iletişim araçlarından farklı olarak sosyal medyanın yaşayan ve sürekli değişen bir organizma kimliğiyle bir siyasi aktör olarak artık ortaya çıktığını anlatıyor. Nasıl ki çeşitli alanlarda birbiriyle etkileşim içinde olan insanların oluşturduğu “toplumları” bir siyasi aktör olarak tanımlıyorsak, sosyal medya da kendine özgü yarattığı topluluklar ve kurallarla sürekli değişen, dönüşen ve interaktif bir yapıya bürünerek bu özelliği ediniyor.

Televizyon ya da gazete gibi ana akım medyanın en önemli araçları tek yönlü bir iletişim kurarken, sosyal medyada birbiriyle etkileşim ve hatta çarpışma halinde olan kullanıcıların kendi yarattıkları komüniteler üzerinden hareketli bir haber akışı oluşturduğunu görüyoruz. Böylelikle normalde söylem yaratmak adına kendine klasik iletişim araçları içinde yer bulamayanlar, sosyal medyanın yarattığı demokratik alandan faydalanıyor.

ERİŞİM ALANI ZAYIF

Tabii burada sosyal medyayı yüceltirken diğer yandan barındığı sorunlu yanları söylemeden geçemeyiz. “Demokratik” olarak tanımlandığımız Twitter, Facebook ve Periscope gibi sosyal medya platformlarının milyar dolarlık şirketler tarafından yönetildiğini, devletlerle ve istihbarat kurumlarıyla işbirliği halinde olduğunu, sonuçta kar etmek amacıyla hareket eden finansal kurumlar olduklarını söylemeden geçemeyiz. Sosyal medyada da güç odağı haline dönüşen hesaplar olduğu, yanlış bilginin çok hızlı yayıldığı, hakaret ve tehdit gibi unsurların büyük tehlikelere dönüştüğü bir diğer durum.

Tabii ki göz ardı edemeyeceğimiz bir başka unsur ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın FaceTime yayınını CNN Türk gibi bir televizyon kanalından yapmasaydı bu kadar büyük bir kitleye ulaşamayacağı gerçeği… Maalesef sosyal medyanın etki alanının dar olduğu verilerle ve yapılan araştırmalarla ortaya konuyor. Cumhurbaşkanı’nın özel kalem müdürü Hasan Doğan da Hande Fırat’a Periscope yayını yaptıklarını söylediğinde Fırat’ın “haberimiz olmadı” demesi boşuna değil.

Ancak sosyal medya ile ilgili ortaya koyduğumuz bu çekinceler, sosyal medyayı önemsiz bir konuma yerleştirmekten ziyade gün geçtikçe bu platformların nasıl daha çok güçlendiğini kanıtlıyor. Küresel bir niteliğe sahip olmaları ve sadece içinde bulundukları toplum üzerinden açıklanamamaları ile sosyal medya platformları siyaseti şekillendiren yeni bir aktör olarak yeşeriyor. Nasıl ki zaten her türlü haber kaynağına ve toplumsal aktöre sorgulayarak yaklaşmak gerekiyorsa; sosyal medyaya karşı da bir bilinç oluşturarak bu platformların demokrasinin güçleneceği bir alan olmasını sağlayabiliriz.

İlk siz yorum yapın